İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Afetlere Karşı Dayanıklı İstanbul Proje Tanıtım Toplantısı”nı Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirdi.
İBB’nin 5 yılda depreme yönelik yaptığı çalışmaları paylaştı. Yeni dönem için projelerini duyurdu. Toplantıya CHP Genel Başkan Yardımcısı Volkan Demir, CHP İstanbul Milletvekili Yunus Emre, CHP Parti Meclisi Üyeleri Bedirhan Doğru, Cem Aydın ve Mahir Yüksel ile Prof. Dr. Naci Görür ve çok sayıda akademisyen katıldı.
AFETLERE DAYANIKLI İSTANBUL İÇİN TAM YOL İLERİ
İstanbul’un vizyonunu oluşturacak ve dönüştürecek projeler için tematik toplantıların ilkini İstanbul için tam yol ileri başlığıyla gerçekleştiren İmamoğlu, “Depremle mücadele, afetle mücadele bizim en önemli konularımızın başında. Afetlere dayanıklı bir İstanbul sürecini özenli bir biçimde takip edeceğiz, zorlayacağız. Çok paydaşı olduğunu bilerek, bütün paydaşlarını meselenin içinde tutmaya gayret edeceğiz. Gelmek istemese de, olmak istemese de çağrılarımızı yapmaya ısrarla devam edeceğiz. Ama aynı zamanda yapılan her çağrıya da eşlik konusunda ‘amasız’, ‘fakatsız’ koşa koşa gideceğiz. Çünkü bu mesele gerçekten ülkemiz için çok önemli bir mesele”dedi.
“BİZ SÜRECE HAZIRIZ”
“Bugünden başlayarak 10 ayrı temada İstanbul'u geleceğe taşıyacak ve kentimizi dönüştürecek projeleri sunacağım” diyen İmamoğlu, “ Sunumlarımız tamamlandığında göreceksiniz ki 10 x 10= 100 başlıkta vizyoner projelerimizle biz bu sürece hazırız. 10 temada hazırlığımız var ve bu 10 temada 10 önemli maddenin her birisini sizlerle paylaşıyor olacağım ”şeklinde konuştu.
“HER PROJEMİZİ HİÇ ÇEKİNMEDEN KOPYALAYABİLİRSİNİZ”
“Bizim projelerimizin her biri iyi düşünülmüş, özellikle finansal karşılıkları iyi hesaplanmış ve mevzuat altyapısı detaylıca düşünülmüş, çözülmüş işlerdir” şeklinde konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu özetle şunları söyledi:
“Bizim projelerimizin tamamı halkçı, adil, herkesi kapsayan, şehrimizi dönüştürecek ve ileriye taşıyacak projelerdir. Bizde öyle ‘yok mu arttıran’ mantığıyla hazırlanmış insanları kandırmak için günü idare etmek için ne vade edersen et mantığı asla olmadı, olmaz. Bugünden itibaren her hafta yapacağımız tematik proje sunumlarımızda sizlere tanıtacağım yüzlerce projeyi 2019 seçim kampanyasında vaat edip çok büyük bir bölümünü hayata geçirdiğimiz projelerimizde yaptıkları gibi açıkçası kopyala yapıştır yaparak kendi projeleri gibi sunmak isteyecek rakiplerimize de hatırlatmak isterim. İnanın çok rahatlıkla ifade ediyorum; her projemizi hiç çekinmeden kopyalayabilirsiniz. Burada kaygımız, tereddüdümüz yok. Kendi projelerinizmiş gibi ballandıra ballandıra da anlatabilirsiniz. Bunda da içimiz çok rahat. Çünkü her projemizde çok çok fazla güveniyoruz. Ama şunu da belirteyim dünyaya bizim baktığımız gibi bakmadığınız sürece, bizim anlayışımızı kopyalayamadığınız sürece ne yazık ki bir sonuç almanızı beklemiyoruz. Çünkü sizlerle bizim aramızda çok net bir fark var. Proje deyince siz hesap kitaptan uzak yapılar, beton ve rant anlıyorsunuz... Biz ise insan odaklı ve yerinde hizmeti, bu aziz şehri tüm değerleriyle korumayı, liyakat ve özellikle bereketi anlıyoruz.
“GEREKLİ DERSLER ÇIKARILMIŞ OLSAYDI, BUGÜN DAHA GÜVENLİ VE DAYANIKLI BİR İSTANBUL KONUŞUYOR OLURDUK”
Bugün en ağır konudan başlıyoruz.Kahramanmaraş depreminde kaybettiğimiz on binlerce canımızın acısı yüreğimizde olanca acısıyla dururken İstanbul’un deprem tehdidi altında olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bunu biliyoruz. 1999 Gölcük depreminden gerekli dersler çıkarılmış, önlemler alınmış olsaydı, inanın ki bugün daha güvenli ve daha dayanıklı bir İstanbul konuşuyor olurduk.
“BELEDİYENİN ELİNDE REZERV OLARAK KULLANILABİLECEK ALANLARI ÖZELLEŞTİRDİLER”
“Göreve geldiğimizde gördük ki İstanbul’un bir yol haritası oluşmamış. Bu konuda düzenli bir çalışma yapılmamış. Açıkçası ne başarı test edilmiş bir modeli düşünmüşler ne de uygulama örneği hazırlanıp sürecin önüne konulmuştu. İBB kentsel dönüşümden resmen çekilmişti. Sorumluluk bakanlığa ve ilçe belediyelerine bırakılmıştı... Yıllarca şehrin en büyük yerel yönetiminin bu hayati tehdit karşısında hiçbir sorumluluğu yokmuş gibi hareket etmesi çok üzücü bir tercihtir. Hiçbir şey yapmamışlar demek elbette haksızlık. Elbette yapılanlar var. Ama yapma işinde özellikle bu kurumun dışına bu işi itmeleri çok kötü bir sonuca vesile oldu. Yapılan başka işler var başka kurumlarla süreçler var. Bunları elbette saygıyla karşılıyoruz ama ne yazık ki büyükşehir belediyesi kendi bünyesinde bu süreçte iyi bir sınav vermemiş. Mesela deprem toplanma alanlarını imara açmışlar. İmara açtıkları alanların bir kısmı yeşil alan, bir kısmı spor alanı ve çeşitli kamusal alanlardan oluşuyordu. Mesela belediyenin elinde rezerv olarak kullanılabilecek alanları özelleştirdiler.”
“MAALESEF ÇAĞRILARIMIZ KARŞILIKSIZ KALDI… İBB’NİN DAVETLİ OLMADIĞI AFET KOORDİNASYON TOPLANTILARI ORGANİZE EDİLDİ”
“İstanbul'daki sosyal konut ihtiyacını görmeyip, KİPTAŞ eliyle lüks konutlar, rezidanslar ürettiler. Bugün yaşadığımız konut ve kira krizinin temelinde tüm o yanlış politikaların olduğunun altını çizmek isterim. Konut stoku problemlerinin yanı sıra, altyapı da yıllarca ihmal edilmişti. Denizle birleşen kıyı semtlerimiz, Ayamama felaketi gibi ihmaller sonucu, hayatların söndüğü afetler ne yazık ki hala hafızalarımızda. Görevi devralır almaz İstanbul’u deprem ve diğer afetlere karşı daha dayanıklı hale getirmek için bir güçlü seferberlik başlattık. Bu büyük ulusal sorunun çözümü için, devletin, kamu kurumlarının, özel sektörün, sivil toplum örgütlerimizin, bilim insanlarımızın ve vatandaşlarımızın tam bir işbirliği içerisinde olması gerektiğini her ortamda defalarca vurguladık ve her kesimi sürecin içine dahil etmeye davet etmeye gayret ettik. İstanbul Deprem Konseyi kurulması için çağrıda bulunduk. Maalesef bu çağrılarımız ‘çok güzel çok değerli’ denmesine rağmen karşılıksız kaldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin davetli olmadığı afet koordinasyon toplantıları organize edildi.”
“KOLLARIMIZI SIVADIK, İLGİLİ TÜM TARAFLARLA ÇALIŞTAYLAR DÜZENLEDİK”
“Bütün bu ötekileştirici tablo ve gidişata rağmen umudumuzu, heyecanımızı ve kararlılığımızı kaybetmeden kollarımızı sıvadık. Konuyu tüm boyutlarıyla ele almak üzere ilgili tüm taraflarla çalıştaylar düzenledik. Konunun uzmanı akademisyenlerle güçlü bilim kurulumuzu oluşturduk. Hazırladığımız ‘Deprem Seferberlik Planımızı’ kamuoyuyla şeffaf bir biçimde paylaştık.”
“İSTANBUL’U KRİZLERE VE AFETLERE DAYANIKLI BİR KENT HALİNE GETİRMEK ÜZERE VİZYON 2050 PLANIMIZI HAZIRLADIK”
“Öncelikle İstanbul’un jeoloji ve hidroloji haritalarını hazırladık ve yarım kalmış mikro bölgeleme çalışmasını deprem riski altındaki tüm ilçelerimiz için tamamladık. Bir taraftan bilimsel altlıklarımızı oluştururken, diğer taraftan uzmanlarımızla, bilim insanlarımızla, sivil toplum örgütlerimizle ve halkımızın katılımıyla İstanbul’u krizlere ve afetlere dayanıklı bir kent haline getirmek üzere Vizyon 2050 planımızı hazırladık. İstanbul’u geleceğe güvenle taşıyacak bir rehber ve rotayı katılımcı bir süreçle oluşturduk. Bir tarafta kamu arazileri imara açılırken, diğer tarafta vatandaşın 40-50 yıldır çözüm bekleyen imar planı ve mülkiyet sorunları olduğunu görüyorduk. Bu şehirdeki tüm unutulmuş ve çaresiz bırakılmış kesimlerin temsilcisi olarak çözümler bulmak için büyük bir planlama atılımını yaptık. 39 ilçede siyasi ayrım yapmadan… Şehrin dört bir yanında 90’dan fazla bölgenin Nazım İmar Planını meclisten geçirdik.”
“ADI ÇEVRE, ŞEHİRCİLİK VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ BAKANLIĞI OLAN BAKANLIK OLAYA BAŞKA BAKIYORDU”
“Ardından İstanbul Kentsel Dönüşüm Strateji Belgesi ve kentsel dönüşüm portalını tamamlayarak yol haritamızı hep birlikte netleştirdik. Bu çalışmalarla İstanbul’un gerçekten riskli ve öncelikli alanlarını tespit etmiş olduk. Bakanlık tarafından ilan edilen kentsel dönüşüm alanları ile taşıdığı risk bakımından öncelikli alanları karşılaştırdığımızda gördüğümüz fotoğraf bizi bir yandan üzdü, diğer yandan da açıkça söylemek gerekirse fazlasıyla kızdırdı. Çünkü bakanlığın riskli ilan ettiği 69 alandan sadece ikisi gerçek riskli alanlarla çakışıyordu. Bu çok vahim bir durum. Ortaya konulan bir yasal düzenlemeyi ortaya konan bir sözüm ona güçlü iradenin kullanılacağı sahayı siz gerçek anlamda çözüme değil de başka düşüncelerinize kullanmak üzere tabiri caizse görevi kötüye kullanıyordunuz. Adı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olan bakanlık olaya başka bakıyordu. Yani bir tarafta büyük hasar ve can kaybına yol açacak alanlar varken, onlar rantın yüksek olduğu, kentin daha kuzey bölgelerinde, daha az riskli ama kat sayısı düşük olduğu için daha avantajlı alanlara yönelmişti.”
“FELAKETTEN SONRA BÜYÜK BİR BAŞVURU PATLAMASI YAŞADIK”
“Bu tabloyu görünce sahadaki durumu daha da netleştirmek için hızlı tarama projemizi kurumumuz olarak başlattık. Vatandaşlarımız binamız yıkılır korkusuyla özellikle binalarından karot aldırmak istemiyorlardı. Bundan çekiniyorlardı. Bu durum maalesef 6 Şubat depremine kadar devam etti. Felaketten sonra büyük bir başvuru patlaması yaşadık. Toplamda 35 bin binamızda yaptığımız hızlı tarama tespitlerimiz sonrası, 15 bin binamız ‘D’ ve ‘E’ sınıfı riski yüksek kategoride yer aldı. Yeni dönemde hızlı tarama sürecine ilçe belediyelerimizi de dahil ederek tüm İstanbul için tamamlayacağız. İstanbul’un röntgenini çekmek zorundayız.”
“200 BİN YAPININ 7 VE ÜZERİ ŞİDDETİNDEKİ DEPREMLERDE AĞIR HASAR GÖRECEĞİNİ HESAPLIYORUZ”
“Deprem konusunda en hayati mesele, niteliksiz konut stokunun dönüşümüdür. İstanbul’da 1,3 milyon konuta denk gelen yaklaşık 200 bin yapının 7 ve üzeri şiddetindeki depremlerde ağır hasar göreceğini veya kullanılamaz hale geleceğini hesaplıyoruz. Bu kötü bir manzara… Peki, niteliksiz 200 bin konut stoku neden hızla dönüşmüyor? Bunun en temel sebebi özellikle 3-4 yıldır yaşadığımız ekonomik koşullar, artan maliyetler, düşen kişi başı gelir. İkinci bir sebebi daha var ve bu da en az birincisi kadar önemli. Kentsel dönüşüm uygulamalarında, son 20 yılda yaşatılan büyük mağduriyet!”
“YARIM KALAN PROJELERLE VATANDAŞI EVSİZ BIRAKTILAR”
“Son 20 yılda, insanları evlerinden ve semtlerinden ettiler... Yarım kalan projelerle vatandaşlarımızı evsiz bıraktılar. Bina bazlı yerinde dönüşümde ise vatandaşla müteahhidi kısır alana sıkıştırarak baş başa bıraktılar. Sonuçta kimsenin kimseye güvenmediği bir ortam oluştu. Kentsel dönüşüm denildiğinde ya da bina dönüşümü konuşulduğunda toplumun büyük bir kısmı bu tarifi ya da cümleyi duymak bile istemiyordu. Vatandaşla konuştuğumuzda özellikle kentsel dönüşümle inanılmaz bir önyargı oluşmuştu. Einstein’ın dediği gibi: ‘Önyargıyı yıkmak atomu parçalamaktan zordur.’ Miseli insanlarımızda bu kötü algı belki de sürecin işlemesindeki en önemli engellerden birisi haline dönüştü. Tabii biz ne yaptık? Bu algıyı dönüştürmekle mükellef olduğumuzu gördük.”