1927'DE PASLANMAZ ÇELİK NUTUK 2026'DA KALBURDAN DELİK HUKUK 1 - Hatay Söz Gazetesi

1927'DE PASLANMAZ ÇELİK NUTUK 2026'DA KALBURDAN DELİK HUKUK 1

  • Yazar :ALİ DAL
  • Eklenme Tarihi :21.10.2026 07:48

(Bölüm: 1)

Hiç kimse hamaset yapmasın bize

'Nutuk' terkedilmiş (!!), hukuk yatalak

Başı, sonu yalan (?!) atmasın size

'Nutuk' terkedilmiş (!!), hakikat yasak

 

Derdi var belli ki, (!!??) aziz vatanın

Umurunda değil (?!), haram yutanın

Adı belli (?!) yalan alıp satanın

Nutuk' terkedilmiş (!!) tahkikat yasak

 

Kör kuyuya düşmüş (!!) inanç ve umut

Seçilmez hal almış (?!) soyut ve somut

Geriye düşürür (!!) verilen komut

Nutuk' terkedilmiş (!!) izahat yasak

*

Sevgili okurlarım, 

Bilhassa 'inanç tacirliği' ile (??!!) "Çeyrek asırdır" ülke idaresini elinde tutan ceberrut (!!) anlayışın, en kıvrak özelliğine, tamamı yalan olan bir hususu dahi yüzde yüz doğruymuş gibi (?!) Millete yutturması, diyebiliriz..!!??

Bir başka "hüneri" ise, kendileri iktidar oluncaya değin, (2002 öncesi)  ülkede yatırım, istihdam, üretim anlamında hiç bir reformun ve gelişimin olmadığına, bilhassa eğitim yoksun (?!) ve aldatılması kolay olan vatandaşı inandırmada ki kıvrak yönüdür..!!

* 

Sevgili okurlarım, 

15 Ekim 1927...

Sekiz yıl önce, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, Samsun’a çıktığında ne güçlü bir ordusu, ne de parası vardı...

O'nun sadece çelikten bir umudu ve sarsılmaz bir inancı vardı...

Kurucu ve kurtarıcı olan O büyük insan,

İşte o umut ve inançla bir Kurtuluş Savaşı kazanarak, bağımsız bir devlet ve bir Cumhuriyet kurmayı başarmış biriydi...

Milletinin karşısına çıkıp,  kazandığı zaferlerin kıvancıyla, hem yaptıklarının hesabını, hem de, ülke yönetenlerin tarihi sorumluluğu sıralayan müstesna kişiydi...

Yıl 1927'nin ilk ayları idi...Yani, Nutuk’un yazıldığı günlerdi...

Çankaya Köşkü’nde, Nutuk'u kaleme alırken adeta geceler sabaha karışıyordu...

Zira, Mustafa Kemal, binlerce sayfalık belgeyi inceliyor, telgrafları karşılaştırıyor ve yazarken adeta Millî Mücadele’nin acı dolu günlerini yeniden yaşıyordu...

Öyle ki, bazen, 20-30 saat aralıksız çalıştığı günler oluyordu...

Hatta, kâtipler yazmaktan yoruluyor, yerlerine yenileri gelmekte idi...

Ama Mustafa Kemal Atatürk, Geceler boyu uykusuzluk çekmek pahasına, çalışmayı aralıksız  sürdürüyordu. Öyle bir an oldu ki, göğsünde ve sol kolunda şiddetli ağrılar oluşmaya başlamıştı...

Bu nedenle, doktorların uyarısıyla çalışmalarına ara vermek zorunda kalır...

Ama onun için önemli olan husus, bir milletin, bağımsızlığını hangi bedellerle kazandığını asla  unutmamış olmasıydı...

İşte bu şartlarda, Nutuk’u hazırlarken, ömründen, uykusundan, sağlığından feragat etmekten asla tereddüt etmedi... NUTUK TAMAMLANMIŞTI...

★★★

 

Sevgili okurlarım, 

Günlerden 15 Ekim 1927 Cumartesi idi...Kürsüye çıktı.

..Ve Nutuk'u özümsemiş haliyle anlatmaya başladı...

 

“1919 yılı Mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım. Genel durum ve görünüş...” sözleriyle başladı. Altı gün boyunca, günde 6 saat, toplam 36 saat 33 dakika konuştu.

 

Nutuk, yabancı kaynaklarda “Six Day Speech; Altı Günlük Konuşma) olarak da geçmeye başladı...

 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk,  bir milletin ölüm kalım mücadelesini anlatırken, 

"

İşgali...

 

Yoksulluğu...

 

Nankörlüğü...

 

İhaneti...

Ve bir milletin küllerinden yeniden doğuşunu" anlattı...

 

Sevgili okurlarım, 

Günümüz gafillerinin, bir türlü idrak edemeyip, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, yaptıklarını ve yazdığı Nutuk'u değersizleştirmek uğruna,  İhanete varan saptırma girişimleri günümüze değin ara vermeksizin sürüp geldi..!!

Bu hassasiyet ve önemle vücuda getirilen Nutuk'a, yalnızca bir tarih kitabı demek eksik bir ifade olur..!!

Zira NUTUK; Bir milletin bağımsızlığının hangi bedellerle kazanıldığının en doğru, en somut belgesidir...

Öyle ki, NUTUK; Aynı zamanda bir milletin verdiği ulusal mücadele ortamında tarihle hesaplaşmanın yansıması idi...

Nutuk'ta Atatürk, sadece Millî Mücadele’ye karşı çıkanları değil, aynı cephede omuz omuza savaştığı arkadaşlarının bazı tutumlarını da eleştirmekten...

★★★

 

Sevgili okurlarım, 

Takvim, 20 Ekim 1927'yi gösteriyordu...

Mustafa Kemal, altı gündür konuşuyordu...

Ve o tarihi sunumda şöyle diyordu:

 

“Efendiler, bu nutkumla, millî varlığı sona ermiş sayılan büyük bir milletin, istiklâlini nasıl kazandığını, ilim ve tekniğin en son esaslarına dayanan milli ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.

Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen millî felâketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan şehit kanlarının bedelidir. Kazanılan zaferlerin tüm sonuçlarını Türk gençliğine emanet ediyorum.”

..Ve diyorum ki,

 

“Ey Türk gençliği!

 

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.” derken, 

Adeta o an, imparatorluğun yıkılışını gören,

Savaş meydanlarında ölümle yüzleşen  ve bir milletin kaderini değiştiren O müstesna insanın sesinin titremekli olduğu görülürken, duygulandı ve Gözlerinden yaşlar sürülmektedir. !!

O duygulu söylemlerde yalnızca geçmişin acıları değil, geleceğin kaygıları da vardı..!!

En büyük eseri Cumhuriyet’i Türk gençliğine ve Türk Milletine emanet ederken, konuşmalarını şöyle bitiriyordu:

 

 

“Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”

*

Sevgili okurlarım 

Bu söylemlerin üzerinden tamı tamına 99 yıl geçmişti...

Ve yıl; 2026 Türkiye’siydi...

 

Peki bugün?

 

İç çekişmelerin ve meşruiyet tartışmalarının rüzgarında ortalık toz duman..!!

 

Oysa, Atatürk’ün gerçek vasiyeti, ne makamdı ne koltukta...Ne parti binasıydı, ne de banka hisseleriydi...

Onun mirası, sadece bağımsız ve laik Türkiye Cumhuriyeti’ydi...

Gençliğe Hitabe, bir bakıma, bu tarihi mirasın gelecek kuşaklara emanet edildiği tarihî metin, Gençliğe Hitabe’dir.

*

DEVAM EDECEK....