(BÖLÜM:1)
Anlamı bir başka, 9 Eylül'ün
İzmir'in yeniden doğduğu gündür
İzmir Dağlarında çiçeğin, gülün
Dört mevsim baharı bulduğu gündür
Asla yıkılmayan, kudretli kalan
Tek dişi kalsa da, galebe çalan
Adı Türk, soyadı Mehmetçik olan
Mertliğin namerdi boğduğu gündür
Söz konusu ise bayrak ve vatan
Ordusuyla yıldırımlar yaratan
Meydan boşmuş gibi (!!) işgale kalkan
Düşmanın denize dolduğu gündür
Dumanlar sarsa da dağlar başını
Temmuz'a çevirir kara kışını
Türk''ün bağımsızlık haykırışını
Bütün kainatın duyduğu gündür
*
Sevgili alicenap milletime...
Malumlarınız olduğu üzere, bugün "9 Eylül" günüdür...
İzmir Marşı’nın ifadesiyle, İzmir dağlarında çiçeklerin açtığı, bozguna uğratılmış düşmanların yel gibi kaçtığı o manidar ve milli gündür...Yani o kutlu günün 104. yıl dönümüdür..
Bu girizgahın ardından, zamanı geriye sararak o günü ve öncesini birlikte temennim edelim...
15 Mayıs 1919’da ingiltere'nin aldığı İzmir’in işgali kararını, Fransa'nın ve ABD’nin de kabul ettiklerini, ayrıca bu işgalin, sadece İzmir’le sınırlı kalmayıp, Yunan ordularına, Anadolu içlerine kadar ilerlediklerini, bir başka ifadeyle, Anadolu’nun işgaline dönüştüğünü Türk milleti olarak unutmuş değiliz..!!
İşte bu nedenledir ki, var olma, yok olma savaşı durumundaki 1921 Sakarya Meydan Muharebesi ile 1922 Büyük Taarruz ve Başkomutan Meydan Muharebesi gerçekleşti. Dolayısıyla 9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtuluşu sadece İzmir’in Yunan işgalinden kurtuluşu değil, aynı zamanda Anadolu’nun, hatta Türkiye’nin emperyalist işgalden kurtuluşu olup, oldukça ehemmiyet arzeder...
ÜÇ MUSTAFA VE
BAŞKOMUTAN MEYDAN MUHAREBESİ
26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz’un beşinci günü, 30 Ağustos 1922’de Yunan ordusunun 5 tümeni, Dumlupınar’a ve Kütahya’ya doğru gidemeyecek duruma düşmüştü. Durumun önemini kavrayan "ÜÇ MUSTAFA", yani Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Mustafa Fevzi ve Mustafa İsmet Paşa bir toplantı yaptı. Alınan karara göre 30 Ağustos 1922 sabah 6.30’da ordulara emir ve talimatlar yazıldı. Fakat bu emirlerle yetinmeyen Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa’dan, bizzat Altıntaş ve güneyinden hareket eden 2. Ordumuzun ve bunun daha batısındaki süvari kolordumuzun yanına giderek plana göre harekâtı düzenlemesini rica etti. Kendisi de bizzat I. Ordu karargahına gitmeye karar verdi. Mustafa İsmet Paşa’nın ise karargâhta kalıp genel durumu idare etmesini gerekli gördü. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 4. Kolordu’nun bütün tümenleriyle ve süratle Çal köyünün batısındaki düşmanın ana kısmını kuşatacak biçimde savaşa girmesini ve düşman ordusunun mutlaka imha edilmesini emretti. Bir süre burada kaldı. Sürekli gelen esir subaylarla görüşerek durum hakkında ip çları bulmaya çalıştı...Savaşın durumunu gözleriyle görmek için ordu komutanını da yanına alarak 4. Kolordu Komutanının gözlem için bulunduğu tepeye gitti. Çal köyü yakında karargâh kurdu.“Burası düşmanın mevzi almak için bulunduğu bir yerdi. "30 Ağustos 1922'de başlayan büyük savaşı buradan yöneten ve“Topçuların olabildiği kadar yakından ve hatta açık mevziden ateş etmelerini” emreden Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, öğleden sonra düşmanın“Ateşten bir çember içine alındığını”ve şaşkınca dört bir yöne dağıldığını gördü. Bu 5 Yunan tümeni, çok büyük kayıp verdikten sonra teslim olmak zorunda kaldılar...o anda kurtulabilenler panik halinde İzmir yönünde karıştırarak...
Üç Mustafa; Mustafa Kemal, Mustafa İsmet ve Mustafa Fevzi paşalar, 31 Ağustos 1922 günü öğlende Çal köyünde yıkık bir evin avlusunda buluştular. Kırık bir kağnı arabasının döşeme ve oklarına ilişerek bundan sonraki durumu değerlendirdiler. Bursa yönünde çekilen düşman kuvvetlerinin peşinden bütün güçleriyle İzmir’e yürümeye karar verdiler. Bu doğrultuda Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 1 Eylül 1922’de Türk ordularına o tarihi emrini verdi:“Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri”
*
GERİ ÇEKİLMEK ZORUNDA KALAN YUNANLILARIN GEÇTİKLERİ YERDE YAPTIKLATI VAHŞETLER..!!
26-30 Ağustos 1922’de Büyük Taarruz ve Başkomutan Meydan Muharebesi’nin kazanılmasından sonra silah, cephane ve araç gereçlerini geride bırakarak Batı'ya doğru kaçan Yunan'ın bozguna uğratılmış artıkları, geçtikleri yerleri; köyleri, kasabaları; evleri, camileri, ekinleri yakarak, insanları ve hayvanları katlederek, su kuyularını zehirlediler..!!
I. Ordu Komutanı Nurettin Paşa’nın 5 Eylül 1922 tarihli raporuna göre “Düşman, Alaşehir ve Ova köylerinin bütünüyle yakarken,, kadın, çocuk ayırt etmeden bütün halkı vahşice öldürdüler..!! Bunlarla da yetinmeyen Yunan'ın askerleri, kıyıya doğru kaçarlarken,Türk sivil halktan öc almaya kalkışarak, kasabaları yaktılar, boğazladıkları insanları ve domuzları kutsal camilere doldurdular..!!
Kaçarken öldürdükleri Türklerin sayısı binleri geçti. Dahası, Karatepe köyü halkından 200 kişiyi camilerde toplayıp, camileri içindeki insanlarla birlikte yaktılar..!!
Bu sırada Kurtuluş Savaşı sırasında işgalci Yunan ordusuna yardım eden yerli Rumlar da Yunan ordusuyla birlikte kaçtılar..!!
LOZAN ANTLAŞMASI'NIN ÖNEMİ
1923 Lozan Barış Antlaşması’nda Yunanistan, Anadolu’yu işgal eden ordularının vahşetinden dolayı “savaş suçlusu” ilan edildi. Lozan Antlaşması’nın 59. maddesi ile Yunanistan, Anadolu’daki işgali sırasında savaş hukukuna aykırı biçimde gerçekleştirdiği yıkımlardan ve eylemlerden doğan zararları onarmayı kabul etti. Bu nedenle Türkiye’ye savaş tazminatı ödemek zorunda bırakıldı. Ancak Yunanistan’ın o dönemde yaşadığı ekonomik sorunlar nedeniyle savaş tazminatını ödeyecek durumda olmamasından dolayı Türkiye, Lozan’da Yunanistan’dan “savaş tazminatı” yerine Karaağaç ve çevresi ile buradaki tarihi demiryolu istasyonunu ve Yunanistan’ın savaş sırasında el koyduğu gemileri ve silahları almayı kabul etti.
*
DEVAM EDECEK...