Sevgili okurlarım,
Büyük Ustalarımızdan, Behçet Kemal Çağlar'ın, 17 Nisan 1955'de, Köy Enstitülerinin, ülke geleceğinin, çağdaş manada şekillenmesi için, oldukça önemli hususlara vurgu yapan dizeler vücuda getirdiğini görüyoruz...Bu dizilerden oluşan yapıta, önce Ziraat Marşı, daha sonra Köy Enstitüsü Marşı denilmiştir...
İsterseniz, önce bu marşla, girişilen reformunu mana ve önemini işleyen "KÖY ENSTİTÜLERİ MARŞI"nı, yani "Ziraat Marşı"nı hatırlamaya çalışalım:
KÖY ENSTİTÜLERİ MARŞI*
Sürer, eker, biçeriz güvenip ötesine.
Milletin her kazancı, milletin kesesine.
Toplandık baş çiftçinin Atatürk'ün sesine
Toprakla savaş için ziraat cephesine.
Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.
İnsanı insan eden, ilkin bu soy, bu toprak
En yeni aletlerle, en içten çalışarak,
Türk için, yine yakın dünyaya örnek olmak,
Kafa dinç, el nasırlı, gönül rahat, alın ak.
Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.
Kuracağız öz yurtta dirliği, düzenliği.
Yıkıyor engelleri ulus egemenliği.
Görsün köyler bolluğu, rahatlığı, şenliği.
Bizimdir o yenilmek bilmeyen Türk benliği
Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.
Söz: Behçet Kemal Çağlar
Köy Enstitüleri (Ziraat) Marşı/17 Nisan 1955)
**
Sevgili okurlarım,
"Eğitim Reformu cinayeti" veya "Kalkınma Hamlesi" diyebileceğimiz "Köy Enstitülerinin" Kapatılmasına dair, dahili dalaleti, 71 yıl sonra,
"KÖY ENSTİTÜLERİ ŞİKAYETNAMESİ" başlığında
yazdığım dizelerini paylaşmak istedim...
KÖY ENSTİTÜLERİ ŞİKAYETNAMESİ
"Baş çiftçimiz Atatürk" Atamızın izinden
Vatan istikbalinde, olmuştuk biz tek yürek
Yol alıp gitmekteyken, ziraat denizinden
Saptırdılar rotayı (!!!) bilerek ve görerek
Biz ulusal varlığın yediveren gülüydük
Kıraç toprakta dahi, bağ yetiren köylüydük
Kalem tutan elimiz, toprağa yaren idi
Ter döküp, üretirken, yarını gören idi
On parmakta on hüner, eserler veren idi
Feodal eşkıyalar (?!) yolumuzdan eyledi
Yolumuzdan eyleyip, can yetiren topraktan
Ayırdılar hoyratça , kopardılar yapraktan
Ziraat okulunda, fidan vermişti kalem
Uyanışa geçmişti (!?) her yörem, her mahallem
Adeta boy verirken (..) meşalemde gül, lalem
Gece yüzlü haydutlar (!!) yolumuzdan eyledi
Yolumuzdan eyleyip (!!) keserken bereketten
Çöl rüzgarı esmeye başladı (!!??) memleketten
Toprakla, tabiatla, olan gönül bağımız
Ürüne dönüşürdü, her dem bilim çağımız
Bereket kuşanırken, düz ovamız, dağımız
"Dahili bedhah" bizi, yolumuzdan eyledi
Yolumuzdan eyleyip (!!) keserken bereketten
Çöl rüzgarı esmeye başladı (!!??) memleketten
***
Sevgili okurlarım,
O yıllarda İkinci Dünya Savaşı’nın ağır koşulları hüküm sürmekteyken, aydınlanma yolunda, önem sırasına göre, Ülkede bir dizi reformlara başlanılmıştı...
O günün koşullarında, yani 1940’larda, Türkiye’de nüfusun yüzde 81’i köylerde yaşamaktaydı.
Her şeye rağmen, aydınlanma yolunda, çağdaşlaşma hamlelerini bir bir hayata geçirildiğini görüyoruz...
Öncelikle, 1928’de Yeni Türk Harfleri kabul edildi..
Sıra, köy eğitimine ve köylere öğretmen yetiştirilmesine gelmişti.
17 Nisan 1940'da, yani 86 yıl önce, Köy Enstitüleri kuruldu..., O sıralarda toplam 17 bin ilkokul öğretmeni vardı. Bunların yarısı şehir ve kasabalardaydı.
İlk etapta, ülkenin öğretmen ihtiyacının 50 bin olduğu tespit edildi...
Bahse konu öğretmen açığını kapatmak için, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, "1936'da Ordudan terhis edilmiş yetenekli onbaşı ve çavuşlardan faydalanılması mümkündür...” direktifini verdi.
Böylece, “Köyde Eğitmenlik Sistemi” başlatılırken, askerliğini çavuş veya onbaşı olarak yapanlardan, okur-yazar, yetenekli gençler seçildi.
Bu gençler, altı aylık kurstan sonra, okulsuz köylere “eğitmen” olarak görevlendirildi.
Aynı şekilde, 1937’de, “Köy Eğitmenleri Yasası” çıkarılarak,1939’da, üç yıllık “Köy Eğitmen Okulları” açıldı.
Sevgili okurlarım,
İkinci Dünya Savaşı’nın olumsuzlukları sürerken, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü İlköğretim seferberliğini başlattı.
Burada bir hususu asla göz ardı edemeyiz:
O da, 17 Nisan 1940'da açılan Köy enstitülerinin
hayata geçirilmesinde ve geliştirilmesinde, iki efsane ismi, zikretmemek haksızlık olur..!!Bunlardan biri Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel; diğeri ise İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’tu...
Bu iki ismin çağdaş eğitim yolundaki, üstün çabaları takdire şayan bir durumdur...
Ayrıca, İsmet İnönü'nün, , 2 Mayıs 1942’de Samsun’da yaptığı konuşmada Köy Enstitüleri’ni savunması da oldukça önemliydi...
Sayın İsmet İnönü, bahse konu hususta şöyle diyordu:
“Pek ümitliyim. Öğretmenler ve enstitü müdürleri, Türk köyünün geleceğini sağlam temellere dayandırmak için, aşkla çalışıyorlar. Özverili ve vatansever köy öğretmenleri yetiştirmek, enstitülerin kutsal vazifesi olmuştur...”
Köy Enstitüleri, ilk zamanlarda, derme-çatma binalarda, çadırlarda eğitim ve öğretime devam etmiş olmasına rağmen, Enstitü sayısı 21 olmuştu...(1948)
Zamanla, binaların büyük bölümünün, öğrenciler ve öğretmenlerin birlikteliğinde inşa edilmiş olması, milli eğitim seferberliğinde takdire şayan bir durumdur.. .
Bu dönemlerde, akıl ve bilim ışığında, laik, özgür ve evrensel nitelikte gençlerin yetiştirildiği görüyoruz...
Bu başarılı öğrencilere;;
Fakir Baykurt, Mahmut Makal, Tahsin Yücel, Talip Apaydın'ı örnek gösterebiliriz...
Sevgili okurlarım,
Eğitim sürerken, aynı zamanda da, Piyano, keman, mandolin gibi müzik aletleri kursları da devam ediyordu....
Bu kurslarda, Aşık Veysel, Ruhi Su gibi ozanlar halk müziği; Fikret Mualla sanat müziği; ; Bedri Rahmi Eyüboğlu resim dersi vermektedirler...
Ayrıca,
Öğrencilerin, en az bir müzik aletini çalması ve en az bir spor dalıyla yakından ilgilenmeleri oldukça önemliydi...
Çeşitli alanlarda eğitim devam ederken,, Enstitülerin bahçeleri, heykellerle süslenmesi dikkat çekiciydi..!!
..Ve, okullarda tiyatro, sinema salonları vardı....
Öyle ki, diploma almak için, en az 150 klasik okunması gerekiyordu...
*
Sevgili okurlarım,
Hedef, elektriksiz köyün, susuz toprağın, eğitilmemiş köylünün kalmamasıydı.
Ancak, Atatürk’ün çağdaş uygarlık düzeyine böyle ulaşılacaktı.
Bir başka önemli husus ise, eğitimin, yalnızca teorik derslerle sınırlı olmaması ve eğitimde pratiğe de yer verilmesi, başlı başına önem arz ediyordu...
***
DEVAM EDECEK....