Nesini seveyim (?!) bozuk gidişin
Kovana kurt düşmüş (!!) bal tat vermiyor
Teselli bulmuyor, (!!) figan edişin
Ömrün yürüdüğü yol tat vermiyor
Din tezgaha düşmüş, mescit işgalde
Haramiyle dolmuş (?!) şehir, köy, belde
İstismar sürdükçe (!!) derebeylerde
Onları anlatan (?!) dil tat vermiyor
"Sana n'oldu?" diye sordum ahlaka
"Sürgündeyim" derken, etmedi şaka
Döndüm tekrar baktım, karayla aka
Gördüm ki ahlaka kul tat vermiyor
"Siyasi çakallık" almış yürümüş
Ondandır pas tutmuş (?!) altın ve gümüş
Anladım ki, bahar "kahrından" ölmüş
Kargalar kondukça gül tat vermiyor
Sevgili okurlarım,
Bu gün, esasında çağımızın en belirgin ama en az sorgulanan kabalığa, haksızlığa, çakallık dikkat çekmek istedim..!!
Davranışta hoyratlık hali, yani kabalık durumu, bireylerin görgü kurallarından vazgeçmesi kendini gösterir..İnsan ilişkilerini kökten değiştiren ekonomik ve toplumsal düzenin ürettiği noksanlığı ve amiyane deyimle çakallığa evrilir..!!
Neoliberalliğe dönüşen haksız rekabet hırsı , bireyi yalnızca daha başarılı olmaya değil, rakibini alt etmeye zorlar..!!
Haliyle, bu zaafiyet, empati duygusunu köreltmekte ve kibir, hoyratlık gibi küçümseme haline dönüşür..!!
Neticede insanlar birbirlerini dinlemek yerine birbirleriyle sürekli bir üstünlük yarışına ve kendilerini ispatlamaya yönelir. Oysa değişenin, yalnızca davranış biçimlerinin olmadığı başarı anlayışında da değişimlerin olduğu görülür..!!
Hal böyle olunca da dürüstlüğün yerini kurnazlığın, dayanışmanın yerini fırsatçılığın ve emeğin yerini ise her yolu mübah görme anlayışı istismarının aldığı görülür..!! Meşrulaştırılan, kabalık, yerini çakallığa bırakır..!!
Sevgili okurlarım,
çeken tespiti şu:
-Şirketler ve kişiler, asıl anlamda etik/ahlâki yanlışlardan dolayı yıkılır…
Kötü yönetim ya da ekonomik krizler zamanla telafi edilebilir. Fakat ahlâki değerler kaybedildiğinde, yalnızca para değil, güven, itibar ve kimlik de beraberinde kaybedili
Aslında insanları büyük yapan bilgisi-yeteneği değil ahlâki duruşudur. O değer çöktüğünde, başarı da, itibar da uzun süre ayakta kalamaz...
Kurnazlığı, fırsatçılığı, başkalarının iyi niyetini sömürmeyi ve her yolu mübah görme hali çakallaşmaya dönüşür..!!
Kurnazlık “girişimcilik”, “profesyonellik”, fırsatçılık ise “iş zekâsı” adı altında meşrulaştırıldı...
Daha da vahimi; iş dünyasındaki ahlâk dışı davranışlar sistem tarafından ödüllendiriliyordu!
Peki, söyler misiniz, çakallaşma sadece iş dünyasıyla mı sınırlı? Peki ya, siyasette çakallaşmaya ne dersiniz?
Neoliberalizm sadece şirketleri dönüştürmedi, siyasetin önceliklerini de değiştirdi. Kazanma hırsı, nasıl kazanılmış olmasından daha önemli hale geldi. Rakibini itibarsızlaştırmak, sürekli kriz üretmek ve algıyı yönetmek, seçmeni ikna edecek siyasi üretimin önüne geçti...
“Çakallaşma” böylece siyasi hayatın da belirleyici davranış kalıplarından biri oldu...
Oysa siyasetin amacı, rakibini yalan ve manipülasyonla itibarsızlaştırmak değil, farklı düşünceleri demokratik zeminde yarıştırmak. Aksi durumda siyasette tek amaç kazanmak olduğunda, artık nasıl kazandığınız değil, salt kazanmış olmanız önem kazanıyor. Rakibini yıpratmak, itibarsızlaştırmak ve algıyı yönetmek, topluma ne vaat ettiğinizden daha önemli hale geliyor…
Bu ortamda uzlaşma zayıflık, nezaket samimiyetsizlik, ilkeli duruş ise saflık gibi görünüyor!
Böylece toplumu bir arada tutması gereken siyaset, giderek güven üretmek yerine kutuplaşmayı besliyor...
Bugün en önemli sorun, kabalığın ya da çakallığın varlığı değil, bunların başarı, liderlik ve güç göstergesi olarak alkışlanması!
Bir toplumda ödüllendirilen bu davranışlar zamanla istisna olmaktan çıktı, yeni kuşakların örnek aldığı normal davranış kalıbına dönüştü maalesef…
Tıpkı çakallaştırılmış (!!) günüöüz siyaseti gibi…
Baksanıza, ceza yasaları, sadece muhalef mensuplarına yönelik kullanılmakta..!!??
İktidarın yerel ve genel yönetim mensupları sütten çıkma ak kaşıkmış gibi..!!
Her sabah kendilerinden ve yaptıkları işlerden emin "mişler" gibi..??!!
Bilmezler ki, halının altına süprülen kirler ve tozlar, mutlaka ortaya çıkar veya çıkarılır..!!