ÜLKEMDE İZAHI MİZAHLAYAN SAKINCALI PİYADELER VE AKIBETLERİ 2 - Hatay Söz Gazetesi

ÜLKEMDE İZAHI MİZAHLAYAN SAKINCALI PİYADELER VE AKIBETLERİ 2

  • Yazar :ALİ DAL
  • Eklenme Tarihi :13.07.2026 02:54

(BÖLÜM :2)

 

Sevgili okurlarım, 

Bu bölümde, asırlar öncesinde  yaşayıp, döneminin ceberrut hükümdarlarının ve zalim iktidarlarının "haksızlıklarını, hukuksuzluklarını ve adaletsizliklerini " ağır bedeller ödemek pahasına, sazının telleriyle ve  dizeleriyle hicveden  PİR SULTAN ABDAL'ın, HI(N)ZIR PAŞA tarafından berdar edilişini, bu uğurda verdiği amansız mücadelesini paylaşmaya çalışacağım...

 

Sevgili okurlarım, 

Sivas´ın Banaz Köyü´nde dünyaya gelen ve öz adı Haydar olan Pir Sultan Abdal, Bektaşi Menkıbelerine göre aslı Hz. Muhammed´in soyuna dayanan Alevi Bektaşi edebiyatının kurucularındandır. Yaşamının büyük bir bölümünü Banaz köyünde geçiren, Alevi gelenekleri ve tarikat içinde yetişen, Pir Sultan Abdal, Aleviler arasında Yedi Ulu Ozan´dan birisi olarak kabul edilir...Tekke ve tasavvufun kalıplarını aşan Pir Sultan Abdal, genellikle döneminin zalim iktidarlarını eleştirmiş ve her zaman bir mücadele içinde olmuş ozandır.. Pir Sultan Abdal'ın, Alevi bir geleneğe mensup olduğu için her defasında Hz. Ali´ye ve Şah İsmail´e olan sevgisini ve saygısını dile getirmiştir. 

 

Mensup olduğu dergâhın erenleri arasında kendini geliştirip Pirlik makamına ulaşan ve oldukça ünlenen bir ozandır. 

Devrin zalim yöneticileri tarafından kendisine ve Alevilere yapılan baskı karşısında, daha da hiddetlenen Pir Sultan Abdal: makamlarından güç alanların, kendine vereceği cezadan hiçbir zaman korkmamıştır... 

Bu sırada, Sivas´ın sofular köyünde yaşamakta olan Hızır adlı kişi, Banaz´a yerleşir. Burada Pir Sultan´ın ismini duyup, dergahına girer ve yanında yedi yıl müritlik yapar.

 

Hızır, yedi yılın sonunda Pir Sultan Abdal´dan müsaade ister ve : "Pirim bana himmet edin, ruhsat verin büyük adam olayım, bu bozuk düzene karşı çıkayım” der Pir Sultan ona ´´Hızır ben sana ruhsatta veririm, himmet de ederim ama; sen büyük adam olunca kendini kaybedip, aslını unutursun, hatta gelip beni bile asarsın...Bu senin için hayırlı bir iş değildir. Biz asılmaktan korkmuyoruz. Senin böyle bir işe aracı olman bizi üzer” der. Hızır ise “pirim olur mu öyle bir şey, hayatta böyle bir yanlışı yapmam..! Çünkü üzerimde emeğiniz çok ben Allah´tan korkarım demiş” Pir Sultan Abdal bu sözlerinden sonra ona icazet verip gönderir. Pir Sultan Abdal, Hızır için dua eder. 

 

Dualarını eksik etmez. Hızır´ı İstanbul´a yollar. Hızır saraya gider ve tez zamanda ilerler. Paşa unvanı alır ve saray tarafından Sivas valiliğine getirilir.

 

Sivas valiliğine atanan Hızır Paşa halka haksızlık yapar, zülüm eder, adaletli davranmaz. Hızır Paşa, Pir Sultan Abdal´a haber yollayıp onu ağırlamak istediğini ve vefa borcunu ödemek istediğini söylemiş. 

 

Pir Sultan Abdal davet haberini alınca kabul edip Hızır Paşa´nın yanına gelir. Hızır Paşa yemekler yaptırır, meyveler ve  türlü hazırlıklar yapar...Pir Sultan Abdal´a “sizin için bu sofrayı kurdum buyurun yemekleri yiyelim deyip sofraya otururlar... Pir Sultan Abdal yemekten bir koku alır ve: “ben bu yemeği yiyemem” Hızır Paşa, sebebini sorar...Pir Sultan Abdal “bu yemek haram kokuyor, bu yemekte yetim hakkı yenilmiştir...Haksızlıkla kurulmuş bir sofradır... Ben bu sofradan yemek yiyemem” der...

 

Hızır Paşa “olur mu öyle şey, sofrayı ben hazırlattım ne haramı ne haksızlığı” der. Pir Sultan Abdal “bu yemekleri değil ben köpeklerim bile yiyemez” der... Bunu üzerine köpekleri sofraya getirirler. Köpekler de yemeği koklayıp yemezler... Dışarıdan Hızır Paşa´ya ait olmayan bir yemek getirilir...Pir Sultan Dışarıdan gelen bu yemeği  hem kendisi hem de köpekleri yerler... 

 

Bu durum karşısında sinirlenen Hızır Paşa, hocasını zindana atar. Belli bir süre zindanda kalan hocası Pir Sultan Abdal´ı affetmeyi ve zindandan çıkarmaya karar verir; yalnız bir şartla af edeceğini söyler. Hızır Paşa, Pir Sultan Abdal´ın şahı çok sevdiğini bildiği için, ona der ki: “siz benim hocamsınız ben sizin dergahınızda büyüdüm eğitim aldım. Sizi affederim ama bir şartla affederim: içinde şah geçmeyen bir şiir okursan serbest bırakırım” der...

 

Bunun üzerine Pir Sultan Abdal şu şiiri okur.

 

Hızır Paşa bizi berdar etmeden

Açılın kapılar şaha gidelim

Siyaset günleri gelip çatmadan

Açılın kapılar şaha gidelim

Yıkılın kapılar şaha gidelim

 

Kalenin kapısı taştan demirden

Her yanım çürüdü yaştan, yağmurdan

Bir kimsem yoktur ki dostu çağırtam

Açılın kapılar şaha gidelim

Yıkılın kapılar şaha gidelim

 

Çıkarım bakarım kale başına

Mümin Müslümanlar gider işine

Bir ben mi düşmüşüm can telaşına

Açılın kapılar şaha gidelim

Yıkılın kapılar şaha gidelim

 

Abdal Pir Sultanım ey Hı(n)zır Paşa

Bizi hasret koydun kavim kardaşa

Yazılanlar gelir sağ olan başa

Açılın kapılar şaha gidelim  

Yıkılın kapılar şaha gidelim

 

Bu şiiri okuduktan sonra Hızır Paşa, hocasını yani Pir Sultan Abdal´ı asar. Bu hikâye mazlum olup da başa geçince zalim olanların hikayesi olarak dilden dile dolaşır...

*

Anlayacağınız bu hikaye,

geldikleri yeri unutanların hikayesidir..!!

Bu hikâye, hak için yola çıkıp, haksızlık yapanların hikâyesidir..!! Bu hikâye, hak ismini kullanarak hak yiyenlerin hikayesidir.   Bu hikâye, kendisini tek doğru bilen ve herkese yanlış yapan, zulüm eden hükümdarların hikayesidir..!! 

Bu hikâye, bulunduğu makamı doğru kullanmayan ve karşısındakilere doğru olmalarını söyleyen tutarsız ve acımaz liderlerin hikayesidir..!!

Hülasa bu hikâye, halkın içinden çıkıp da halka ihanet edenlerin hikayesidir..!!

 

Müridinin iyi yerlere gelmesi için dua eden bir Pir Sultan Abdal var. 

*

Sevgili okurlarım, 

Bilinmelidir ki, bu dünyada Hı(n)zır Paşa´lar oldukça Pir Sultan´lar da elbet olacaktır...

Günümüzdeki ceberrut yönetimin sindirme ve susturma siyasetine  dönecek olursak, 

"Sahi, kanundaki, tutuksuz yargılamaya” ne oldu?" sorusunu sormazlar edemiyor insan..!!

Evet, Türkiye'de herkes yargılanabilir ama tutuklamak, yargılamayı “PEŞİN CEZA” haline getirmek de neyin nesi oluyor..??

*

Söyleyeceklerimizi bu günlük üstad Rahmi Turan'dan bir tebessümle noktalayalım....

*

Hırsız yakalayan robot!

“Japonya’da Yapay Zekâ ile hareket edip hırsız yakalayan bir robot icat edilmiş... Bu robot Almanya’da 5 dakikada 150 hırsız, İngiltere’de 5 dakikada 100 hırsız, Hollanda’da ise 5 dakikada 50 hırsız yakalamış...”

Bu Türkiye'de denemeye kalkmışlar...

“Sonuçta robotun çalındığı haberi duyulmuş..??!!