BİZ ÇOCUKLARIMIZI UYURKEN SEVERDİK - Hatay Söz Gazetesi

BİZ ÇOCUKLARIMIZI UYURKEN SEVERDİK

  • Yazar :ERDAL KESİN
  • Eklenme Tarihi :08.09.2026 06:53

Bir kuşağın ortak cümlesidir bu. Bir sohbet sırasında, torununu kucağına alan bir dededen ya da eski fotoğraflara bakarken gözleri dolan bir anneden duyabilirsiniz: "Biz çocuklarımızı uyurken severdik."

İlk duyduğunuzda insanın içine ince bir sızı bırakıyor. Çünkü o cümlenin içinde yalnızca geçmiş yok; pişmanlık, özlem ve değişen zamanın sessiz kabulü de var. Ama biraz durup düşününce şunu fark ediyorsunuz: Aslında mesele sevgisizlik değildi. Mesele, sevginin nasıl gösterildiğiydi.

Bugün çocuklarını her fırsatta kucaklayan, "Seni seviyorum." demekten çekinmeyen anne babalara bakıp geçmiş kuşakları eksik görmek kolay. Oysa elli yıl önce Türkiye'de çocuk yetiştirme anlayışı bambaşkaydı. Çocuk fazla övülmezdi. Ağlayan erkek çocuğuna "Erkek adam ağlamaz." denirdi. Baba, evin otoritesiydi. Anne ise sevgisini çoğu zaman sofraya koyduğu sıcak yemekle, gece yarısı üstü açılan çocuğunun yorganını sessizce örterek gösterirdi. Kimse bunun yanlış olduğunu düşünmüyordu; çünkü toplumun doğru kabul ettiği yöntem buydu.

Bugün gelişim psikolojisi alanındaki araştırmalar bize başka şeyler söylüyor. Psikiyatrist ve psikologların uzun yıllardır üzerinde çalıştığı bağlanma kuramı, çocukların yalnızca beslenmeye ve korunmaya değil, sevildiklerini hissetmeye de ihtiyaç duyduklarını ortaya koyuyor. John Bowlby ve Mary Ainsworth'un çalışmaları, güvenli bağ kuran çocukların ilerleyen yaşlarda daha sağlıklı ilişkiler geliştirdiğini gösteriyor. Son yıllarda yapılan nörobilim araştırmaları ise sıcak bir temasın, bir sarılmanın hatta şefkatle kurulan göz temasının bile insan beyninde güven ve aidiyet duygusunu güçlendirdiğini doğruluyor.

Ancak burada önemli bir ayrıntı var. Bugünün bilgisiyle dünün anne babalarını yargılamak, tarihe haksızlık etmek olur.

Çünkü o kuşak, sevgisini sözlerle değil emekle gösterdi. Çocukları okusun diye kendi isteklerinden vazgeçti. Daha iyi bir gelecek kurabilsinler diye yıllarca ağır şartlarda çalıştı. Bayramlık kıyafetini önce çocuğuna aldı. Kendi yıprandı ama bunu hiç dile getirmedi. Belki "Seni seviyorum." demedi ama sabahın karanlığında işe giderken de gece geç saatte eve dönerken de aklında yine çocuğu vardı.

İnsan ilginç bir varlık. Yaş ilerledikçe bazı duygular daha görünür hale geliyor. Belki de bu yüzden bugün birçok dede ve nine, çocuklarına gösteremediği sevgiyi torunlarına daha rahat gösterebiliyor. Onlarla yere oturup oyun oynuyor, sık sık sarılıyor, sevgisini saklama ihtiyacı hissetmiyor. Bunun nedeni yalnızca yaş almak değil. Hayatın öğrettikleri.

İşin en güzel tarafı ise şu: Çocuklar da anne babalarını çoğu zaman kendi çocukları olduğunda anlamaya başlıyor. Bir bebeğin uykusuz gecelerini yaşayınca, bir çocuğun sorumluluğunu omuzlayınca, yıllar önce kendi anne babalarının sessiz fedakarlıklarını farklı gözle görmeye başlıyorlar. O zaman aile içinde kimsenin yüksek sesle konuşmadığı bir barış yaşanıyor. Geçmiş değişmiyor ama anlamı değişiyor.

Belki de bu yüzden "Biz çocuklarımızı uyurken severdik." sözü bir pişmanlıktan çok, bir dönemin özeti. O kuşak sevgisini içine attı; bugünkü kuşak ise göstermeyi öğrendi. İki anlayış arasında yöntemler değişti ama değişmeyen tek şey, anne ve babaların çocukları için iyi bir hayat istemesiydi.

Hayatın sonuna doğru insanın zihninde ne aldığı maaş kalıyor ne de sahip olduğu eşyalar. Hatırlananlar çok daha başka oluyor. Bir elin omza dokunuşu. Sessizce beklenen bir hastane koridoru. Üşümesin diye örtülen bir battaniye. Yıllar sonra edilen bir telefon. Ve belki de gecikmiş olsa bile söylenen o iki kelime...

"Seni seviyorum."

Bazen insan çocuklarını gerçekten büyüttüğünü, torunlarını severken anlıyor. Bazen de en büyük mirasın evler, arsalar ya da birikmiş paralar olmadığını... Arkasında sevildiğini bilen insanlar bırakabilmek olduğunu. İşte aile dediğimiz şey de tam burada başlıyor; sevginin var olmasında değil, hissedilebilir olmasında.

 

Kaynakça

-Bowlby, John. Attachment and Loss. Basic Books.

-Ainsworth, Mary D. S. Patterns of Attachment. Lawrence Erlbaum Associates.

-Siegel, Daniel J. & Bryson, Tina Payne. The Whole-Brain Child. Bantam Books.

-UNICEF, Early Childhood Development raporları.

-Türk Psikologlar Derneği, çocuk gelişimi ve ebeveyn-çocuk ilişkilerine ilişkin yayınlar.