ÇOCUK SUÇ ORANININ ARTMASI - Hatay Söz Gazetesi

ÇOCUK SUÇ ORANININ ARTMASI

  • Yazar :ERDAL KESİN
  • Eklenme Tarihi :21.04.2026 11:50

Bir çocuğun suçla ilk teması çoğu zaman bir “karar” değildir. Daha çok, yavaş yavaş daralan bir dünyanın içinden çıkış arayışıdır. Bu yüzden literatürde giderek daha fazla kullanılan “suça sürüklenen çocuk” ifadesi, meseleyi daha doğru bir yere oturtur: failden önce koşullara bakmayı önerir.

Veriler tek başına yetmez ama yön gösterir. Türkiye İstatistik Kurumu son yıllarda güvenlik birimlerine getirilen çocuk sayısında dalgalı ama genel olarak yüksek bir seyir olduğunu rapor eder. Benzer şekilde UNICEF, yoksulluk ve eğitimden kopuşun çocukların riskli davranışlara yönelmesinde belirleyici olduğunu vurgular. Yani tablo, tek bir değişkenle açıklanamayacak kadar katmanlı.

Yoksulluk burada yalnızca gelir eksikliği değildir. Aynı zamanda görünmeme hissidir. Çocuk, ihtiyaçlarını karşılayamadığında sadece mahrum kalmaz; değersizlik duygusunu da içselleştirir. Bu kırılma, suçu bir “seçenek” olmaktan çıkarıp bir “yol” haline getirebilir. Özellikle gelir eşitsizliğinin görünür olduğu kentlerde, bu gerilim daha da keskinleşir.

Kentleşme… belki de en az konuşulan ama en hızlı etkileyen başlıklardan biri. Plansız büyüyen mahalleler, zayıflayan sosyal denetim, parçalanan komşuluk ilişkileri. Sosyoloji literatüründe bu durum “mekânsal dışlanma” olarak geçer. Çocuk, bu alanlarda yalnızca büyümez; aynı zamanda bir norm öğrenir. Sokakta güç, çoğu zaman hukuktan önce gelir.

Aile tarafı daha sessiz ama daha derin. Uzun çalışma saatleri, ekonomik baskı, iletişim kopukluğu… Bunlar tek başına suç üretmez, ama boşluk üretir. O boşluk, çoğu zaman dışarıdan doldurulur. Bazen bir akran grubu, bazen bir çete. Sundukları şey basit: aidiyet. Sahte bile olsa güçlü.

Eğitim sistemi ise bu zincirin kırılabileceği nadir alanlardan biri. Ama tam da burada kopuş yaşanıyor. Devamsızlık, okul terki, yetersiz rehberlik… Çocuk okuldan uzaklaştıkça, alternatif bir “okul” bulur: sokak. Ve sokak, hızlı öğretir. Ama yanlış şeyleri.

Çözüm meselesi, klasik reflekslerin ötesine geçmek zorunda. Daha fazla ceza, daha fazla güvenlik… bunlar sonucu baskılar, nedeni değil. Oysa ihtiyaç olan, erken müdahale. Sosyal hizmet uzmanlarının okullarda aktif olması, riskli mahallelerde sürekli izleme ve destek mekanizmaları kurulması, ailelere psikososyal danışmanlık sağlanması.

Ve evet, çok basit görünen ama etkisi büyük alanlar: spor salonları, sanat atölyeleri, kütüphaneler. Çünkü çocuk boşluğu sevmez. Ya umutla doldurur, ya başka bir şeyle.

Bugün tartışmayı hâlâ “suç oranı” üzerinden yürütüyoruz. Oysa mesele oran değil, yön. Çocuk hangi yöne gidiyor? Onu kim karşılıyor?

Bir toplum çocuklarını koruyamadığında, aslında kendini koruyamaz.
Çünkü bugün “suça sürüklenen” çocuk, yarının kırılgan yetişkinidir.

Ve eğer bir çocuk için sokak, evden daha güvenliyse…
orada sorun çocukta değil, kurduğumuz düzendedir.

 

Kaynakça :

-Türkiye İstatistik Kurumu, Güvenlik Birimine Getirilen Çocuk İstatistikleri

-UNICEF, Çocuk Yoksulluğu ve Risk Raporları

-Adalet Bakanlığı, Çocuk Adalet Sistemi verileri

-Sosyoloji literatürü (kentleşme, suç ve çocuk çalışmaları)