CUMHURİYETİN MALİ BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİ - Hatay Söz Gazetesi

CUMHURİYETİN MALİ BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİ

  • Yazar :ERDAL KESİN
  • Eklenme Tarihi :10.04.2026 07:13

 

Tarihsel bir perspektifle bakıldığında, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu sadece bir rejim değişikliği değil, bir asırlık iktisadi esaret zincirlerinin parçalanmasıdır. 1838 Balta Limanı Ticaret Antlaşması ile Osmanlı Devleti’nin gümrük duvarları indirilmiş, imparatorluk Batı’nın açık pazarı haline getirilmişti. 1881’de kurulan Düyun-u Umumiye ve tütünden tuz gelirine kadar her şeye el koyan yabancı sermaye kontrolündeki Reji İdaresi, bir devletin mali egemenliğinin nasıl yok edilebileceğinin en trajik örneğiydi. Cumhuriyet, işte bu "müstemleke" ekonomisinin küllerinden tam bağımsız bir yapı inşa etme kavgasıdır.

Lozan Antlaşması ile kapitülasyonların tarihe gömülmesi, bu mücadelenin hukuki temelini atmıştır. 1923-1929 yılları arasında, Osmanlı’dan devralınan ağır dış borç yüküne rağmen gümrük bağımsızlığı geri kazanılmış ve milli bir iktisat politikası izlenmiştir. 1929 Dünya Ekonomik Buhranı patlak verdiğinde, Türkiye bu krize boyun eğmek yerine "Devletçilik" modeliyle yanıt vermiştir. 1930 yılında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın kurulması, Türk lirasının kaderini yabancı bankaların elinden alıp bizzat Türk milletinin iradesine teslim etmiştir. O dönemde Türk lirası, altın karşılığı olan ve uluslararası piyasalarda itibarı hızla yükselen bir para birimi haline gelmiş; bütçe denkliği ve dış ticaret fazlası, genç Cumhuriyet’in dünyadaki iktisadi saygınlığının mührü olmuştur.

Mali bağımsızlığın sadece fabrikalarla değil, toprağın verimiyle korunacağının farkında olan Cumhuriyet kadroları, köylüyü "milletin efendisi" yapma yolunda devrimci adımlar atmıştır. 1925’te ağır bir yük olan Aşar vergisinin kaldırılmasıyla başlayan bu süreç, Köy Enstitüleri ile zirveye ulaşmıştır.

Köy Enstitüleri, sadece okuma-yazma öğreten kurumlar değil, modern tarım tekniklerini, demirciliği ve kooperatifçiliği köylünün ayağına götüren üretim merkezleriydi.

Enstitüler sayesinde Anadolu’nun en ücra köşelerine ulaşan teknik bilgi, verimi artırarak Türkiye’nin gıda konusunda dışa bağımlılığını bitirmiştir. Reji İdaresi döneminde yabancı kartellerin insafına terk edilen Türk köylüsü, artık kendi toprağının ve ürününün gerçek sahibi olmuştur.

1838’den 1923’e kadar süren iktisadi çöküş dönemi, borçlanmanın bir ülkeyi nasıl siyasi bağımlılığa sürüklediğini acı bir tecrübe ile göstermiştir. Cumhuriyet, 1925'ten 1950'ye kadar uzanan süreçte gümrüklerini korumuş, kendi merkez bankasını kurmuş, sanayisini inşa etmiş ve Köy Enstitüleri ile üretimi tabana yaymıştır. Türk lirasının o yıllardaki istikrarlı duruşu ve uluslararası kredibilitesi, mali bağımsızlığın bir lütuf değil, kararlı bir mücadelenin sonucu olduğunu kanıtlamıştır.

Bugün Cumhuriyet değerlerine sahip çıkmak; bu zorlu süreçte kazanılan iktisadi kaleleri korumak, üretimi her şeyin üzerinde tutmak ve mali egemenliği ulusal bağımsızlığın ayrılmaz bir parçası olarak görmektir. Geçmişin Düyun-u Umumiye karanlığına bir daha düşmemenin yolu, Cumhuriyet’in kurucu iktisadi felsefesini anlamaktan ve bu tam bağımsızlık ruhunu geleceğe taşımaktan geçmektedir.