Tarih boyunca milletlerin hafızasında yer eden bazı zaferler cephelerde kazanılır, bazıları ise uzun soluklu diplomatik mücadelelerin sonunda elde edilir. Hatay'ın ve onun kalbi sayılan Antakya'nın 23 Temmuz 1939'da Türkiye'ye katılma sürecini tamamlaması, Cumhuriyet tarihinin ikinci örneğine giren en önemli gelişmelerden biridir. Bu tarih yalnızca Fransız manda yönetiminin sona erdiği gün değildir; aynı zamanda uluslararası hukukun, diplomatik kararlılığın ve millî iradenin aynı hedefte buluşabildiğini gösteren önemli bir başarıdır. Aradan geçen yıllara rağmen Hatay meselesi, Türkiye'nin dış politika hafızasında özel yerini korumaktadır. Bunun nedeni yalnızca tarihî değeri değil, günümüz uluslararası ilişkilerine sunduğu derslerdir.
Birinci Dünya Savaşı'nın ardından imzalanan Mondros Mütarekesi ile Antakya ve çevresi Fransız işgaline uğradı. Daha sonra bölge, Fransa'nın Suriye Mandası içinde "İskenderun Sancağı" adıyla yönetilmeye başlandı. Ancak Hatay'ın tarihî geçmişi, nüfus yapısı ve kültürel özellikleri Türkiye'nin bölge üzerindeki tezlerini sürekli canlı tuttu. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "Hatay benim şahsi meselemdir." sözü de bu yaklaşımın en açık ifadesi olarak tarihe geçti. Atatürk, askeri bir maceradan ziyade uluslararası hukuk temelinde çözüm arayışını benimsedi. Bu tercih, Cumhuriyet diplomasisinin en dikkat çekici örneklerinden biri haline geldi.
1936 yılında Fransa'nın Suriye'ye bağımsızlık vermeye hazırlanması Hatay meselesini yeni bir döneme taşıdı. Türkiye konuyu Milletler Cemiyeti gündemine taşıdı. Yapılan incelemeler sonucunda Hatay için özel bir statü öngörüldü; anayasa hazırlandı, seçim sistemi oluşturuldu ve uluslararası gözlem altında yeni idari yapı şekillendirildi. Bu süreçte nüfusun önemli bölümünü Türklerin oluşturduğunu ortaya koyan veriler de Türkiye'nin tezlerini güçlendiren unsurlar arasında yer aldı. Diplomasi, ilk kez somut sonuç üretmeye başlamıştı.
3 Temmuz 1938'de Türkiye ile Fransa arasında imzalanan askerî anlaşma ise sürecin dönüm noktalarından biri oldu. Kurmay Albay Şükrü Kanatlı komutasındaki Türk birliği 5 Temmuz'da Hatay'a girerken Fransız kuvvetleriyle birlikte ortak güvenliği sağladı. Bu gelişme bazen yalnızca askerî bir hareket gibi anlatılır; oysa esas işlevi caydırıcılık oluşturarak siyasi sürecin güven içinde yürütülmesini sağlamaktı. Ardından 2 Eylül 1938'de kurulan Hatay Devleti, kısa ömürlü olmasına rağmen Türkiye'ye katılma kararının hukuki zeminde gerçekleşmesine imkan verdi. Tayfur Sökmen'in Cumhurbaşkanı, Abdurrahman Melek'in Başbakan olduğu bu dönem, bağımsız bir devlet kurmaktan çok, geçiş sürecinin yönetildiği özel bir model niteliği taşıyordu.
29 Haziran 1939'da Hatay Millet Meclisi oy birliğiyle Türkiye'ye katılma kararı aldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi gerekli kanunları kabul etti ve 23 Temmuz 1939'da son Fransız askerinin bölgeden ayrılmasıyla süreç resmen tamamlandı. Türk bayrağının Antakya'da göndere çekilmesi, yalnızca bir tören değildi; yıllar süren diplomatik mücadelenin ulaştığı son noktaydı.
Bugün geriye dönüp bakıldığında Hatay meselesinin en dikkat çekici yönü, askeri güç ile diplomasinin birbirini tamamlayan iki unsur olarak kullanılmış olmasıdır. Türkiye ne yalnızca askeri baskıya başvurmuş ne de yalnızca diplomatik girişimlerle yetinmiştir. Uluslararası hukuk mekanizmaları işletilmiş, müzakereler sürdürülmüş, gerektiğinde askeri caydırıcılık devreye sokulmuş ve bütün bunlar ortak bir devlet politikası içinde yürütülmüştür. Bu yönüyle Hatay örneği, uluslararası ilişkiler literatüründe silahlı çatışmaya dönüşmeden çözülebilen en başarılı sınır meselelerinden biri olarak gösterilmektedir.
Günümüzde Karadeniz'den Doğu Akdeniz'e, Orta Doğu'dan Kafkasya'ya kadar uzanan geniş coğrafyada yeni krizlerin yaşandığı düşünüldüğünde, Hatay'ın ana vatana katılış süreci yalnızca geçmişte kalmış tarihî bir olay olarak okunmamalıdır. Bu tecrübe, diplomatik sabrın, hukuk zemininde ısrarcı olmanın ve gerektiğinde caydırıcı güç unsurlarını akılcı biçimde kullanmanın birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısı olduğunu göstermektedir. Cumhuriyet'in ilk yıllarında ortaya konulan bu yaklaşım, bugün de Türkiye'nin dış politika hafızasında değerini koruyan önemli bir miras olmayı sürdürmektedir.
Kaynakça
-TBMM Zabıt Cerideleri (1939), Hatay'ın Türkiye'ye katılmasına ilişkin görüşmeler.
-Hatay Valiliği, Hatay'ın Anavatana Katılışı.
-T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Hatay İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü yayınları.
-Türk Dünyası Ansiklopedisi, "Hatay Meselesi" maddesi.
-Stanford J. Shaw & Ezel Kural Shaw, History of the Ottoman Empire and Modern Turkey, Cambridge University Press.
-Baskın Oran (Ed.), Türk Dış Politikası, İletişim Yayınları.
-William Hale, Turkish Foreign Policy 1774–2000, Frank Cass.