HÜRMÜZ BOĞAZI VE ABD’NİN İTİBARI - Hatay Söz Gazetesi

HÜRMÜZ BOĞAZI VE ABD’NİN İTİBARI

  • Yazar :ERDAL KESİN
  • Eklenme Tarihi :16.06.2026 06:35

Tarihte bazı krizler vardır ki sonuçları, yaşandıkları coğrafyanın çok ötesine taşar. İlk bakışta belirli bir bölgeyi, bir limanı ya da bir ulaşım hattını ilgilendiriyor gibi görünürler. Oysa gerçekte test edilen şey çok daha büyüktür: Gücün sınırları, ittifakların dayanıklılığı ve uluslararası düzenin ne kadar sağlam olduğu.

1956'daki Süveyş Krizi bunun en çarpıcı örneklerinden biriydi.

Krizin merkezinde bir kanal vardı; ancak tartışılan yalnızca bir su yolunun kontrolü değildi. Mesele, sömürge sonrası dönemde kimin sözünün geçeceği ve küresel sistemin yeni güç merkezlerinin nerede şekilleneceğiydi. Mısır lideri Cemal Abdünnasır'ın Süveyş Kanalı'nı millileştirme kararı üzerine Birleşik Krallık ve Fransa askerî harekât başlattı. Sahada ilerleme sağlandı. Ancak diplomatik cephede durum farklıydı.

Amerika Birleşik Devletleri'nin ekonomik baskısı ve Sovyetler Birliği'nin sert tepkisi karşısında Londra geri adım atmak zorunda kaldı. Bu yalnızca bir operasyonun sonu değildi. Aynı zamanda Britanya'nın küresel liderlik döneminin kapanmaya başladığını gösteren tarihsel bir dönüm noktasıydı. Süveyş, askeri gücün tek başına yeterli olmadığını; uluslararası sistem içindeki meşruiyetin ve ekonomik etkinin en az silahlar kadar belirleyici olduğunu ortaya koydu.

Bugün benzer bir hassasiyetin Hürmüz Boğazı çevresinde biriktiği görülüyor.

Dünya petrol ticaretinin önemli bir bölümü bu dar geçitten geçiyor. Haritaya bakıldığında birkaç kilometrelik bir deniz koridoru gibi görünse de etkisi kıtalar arasında hissediliyor. Bu hattın güvenliğinin sorgulanması, yalnızca enerji sektörünü değil küresel ekonominin tamamını etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir.

Üstelik bunun için boğazın tamamen kapanması da gerekmiyor.

Enerji piyasaları çoğu zaman gerçekleşmiş olaylara değil, gerçekleşme ihtimaline tepki verir. Risk algısındaki küçük bir artış bile fiyatları yukarı çekebilir. Petrol ve doğal gaz maliyetlerindeki yükseliş ise taşımacılıktan sanayiye, gıdadan tüketici fiyatlarına kadar geniş bir zinciri etkiler. Böylece jeopolitik bir kriz, kısa süre içinde insanların günlük hayatına yansıyan ekonomik bir soruna dönüşür.

Fakat uzun vadeli etkiler enerji fiyatlarından da önemlidir.

Küresel ticaret sistemi belirsizlikten hoşlanmaz. Kritik geçiş noktalarının riskli hale gelmesi, alternatif güzergâh arayışlarını hızlandırır. Boru hatları, kara koridorları, demiryolu bağlantıları ve kuzey deniz rotaları yeniden değerlendirilir. Devletler ve şirketler, tek bir boğaza bağımlı kalmanın maliyetini yeniden hesaplamaya başlar.

Ticaret yollarının tarihi biraz da bu hikâyedir zaten. Güvenliğini kaybeden güzergâhlar zamanla önemini yitirir; yeni rotalar ise ekonomik ve siyasi ağırlık kazanır.

Bir başka maliyet kalemi ise çoğu zaman gözden kaçar.

Sigorta primleri yükselir. Nakliye şirketleri risk hesaplarını değiştirir. Finans kuruluşları maliyetleri yeniden fiyatlandırır. Bazı firmalar teknik olarak açık olan bir hattı kullanmaktan vazgeçebilir. Sonuçta deniz yolu harita üzerinde açık görünür; fakat ekonomik açıdan eski işlevini kaybetmeye başlar.

Aslında modern dünyada stratejik kırılmaların önemli bölümü tam da bu şekilde yaşanır.

Sorun yalnızca fiziksel erişim değildir. Güvenli ve öngörülebilir erişimdir.

Bu noktada konu doğrudan Amerika Birleşik Devletleri'nin rolüne bağlanıyor. Çünkü İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası düzenin temel unsurlarından biri, deniz ticaret yollarının güvenliğinin büyük ölçüde Amerikan gücü tarafından garanti edilmesiydi. Bu güvence yalnızca askerî bir kapasiteye değil, aynı zamanda küresel bir algıya dayanıyordu.

Eğer bu algı zayıflarsa, etkileri Hürmüz'ün çok ötesine uzanır.

Süveyş Krizi'nde Birleşik Krallık'ın yaşadığı itibar kaybı bunun tarihsel örneğidir. Londra askeri olarak mutlak bir yenilgi yaşamamıştı. Ancak dünya, Britanya'nın artık tek başına küresel düzeni belirleyebilecek güç olmadığını gördü. Algı değişmişti. Ve bazen algıdaki değişim, savaş meydanlarındaki sonuçlardan daha kalıcı olur.

Hürmüz'de yaşanabilecek olası bir kırılma da benzer şekilde okunacaktır.

Burada asıl mesele birkaç tanker ya da birkaç haftalık enerji kesintisi olmayabilir. Asıl soru, küresel ticaretin güvenliğini kimin sağlayacağıdır. Eğer bu konuda belirsizlik oluşursa, devletler ve şirketler davranışlarını değiştirmeye başlar. Bölgesel aktörler daha bağımsız hareket eder. Yeni güvenlik mimarileri ve yeni ekonomik güzergâhlar gündeme gelir.

Böyle bir dönüşüm ani bir çöküş şeklinde yaşanmaz.

Daha çok sessiz bir çözülmeye benzer.

Enerji akışları çeşitlenir. Ticaret ağları parçalanır. Stratejik bağımlılıklar yeniden tanımlanır. Küresel sistem giderek daha çok merkezli ve daha karmaşık bir yapıya evrilir.

Ancak en büyük değişim ekonomik ya da askerî alanda değil, zihinlerde gerçekleşir.

Uzun yıllar boyunca birçok ülke için temel soru şuydu: "Bizi kim koruyacak?"

Güven sarsıldığında ise bu soru değişir.

Yerini daha farklı bir arayış alır:

"Kendimizi nasıl koruyacağız?"

İşte gerçek kırılma noktası budur.

Çünkü uluslararası sistemler çoğu zaman savaşlarla değil, güven kaybıyla değişir. Bir deniz yolu yeniden açılabilir. Petrol fiyatları zamanla düşebilir. Sigorta maliyetleri normalleşebilir. Fakat stratejik güven bir kez aşındığında, onu yeniden inşa etmek çok daha uzun sürer.

Ve tarihin gösterdiği gibi, bazı kırılmaların ardından dünya eski haline dönmez. Sadece yeni dengelere uyum sağlamayı öğrenir.

 

Kaynakça:
-Kyle, K. (2011). Suez: Britain’s End of Empire in the Middle East. I.B. Tauris.
-Louis, W. R. (1984). The British Empire in the Middle East. Oxford University Press.
-Yergin, D. (2008). The Prize: The Epic Quest for Oil, Money & Power. Free Press.
-Cordesman, A. H. (2015). The Changing Military Balance in the Gulf. CSIS.
-Friedman, T. L. (2006). The World Is Flat. Farrar, Straus and Giroux.