Haritada yerini saniyeler içinde bulamayacağımız, adını uzun yıllar boyunca hep savaş tamtamları ve kriz manşetleriyle duyduğumuz Hürmüz Boğazı, aslında küresel kapitalizmin, modern hayatın ve evlerimizdeki o konforlu sıcaklığın tam anlamıyla şah damarı. Umman ile Basra Körfezi arasında sıkışıp kalmış, en dar yeri topu topu otuz üç kilometre olan bu küçücük su yolu, dünya genelinde tüketilen petrolün neredeyse beşte birini sırtlanıyor. Şaka gibi ama gerçek. Suudi Arabistan’ın, Kuveyt’in, İran’ın ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin vanalarından akan o siyah altın, burayı geçmeden dünyaya rahat bir nefes aldıramıyor. Sadece petrol de değil hani, hani o meşhur sıvılaştırılmış doğal gaz, yani LNG dediğimiz o devasa enerji gücünün küresel ticaretinin de yüzde yirmisi tam olarak bu daracık koridora bağımlı. Katar gazının neredeyse tamamı bu sulardan süzülerek Asya ve Avrupa pazarlarına ulaşıyor. Geçmişte buraya tek bir bombanın düşme ihtimali bile ham petrol fiyatlarını saniyeler içinde varil başına yüz otuz dolarlara fırlatma potansiyeli taşırken, bugün bölge çok daha farklı ve tarihi bir şafağa uyanıyor.

Yıllardır zıvanadan çıkan ve bölgeyi adeta bir barut fıçısına çeviren o kronik gerginlikler, yerini İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında imzalanan tarihi barış anlaşmasına bıraktı. İşin rengi artık kökten değişti. Asya’nın devleri; Çin, Japonya ve Hindistan gibi sanayi motorları, Katar gazına olan o korkunç bağımlılıkları yüzünden döktükleri ecel terlerini artık geride bırakıyor. Düşünsenize, bölgeden çıkan sıvılaştırılmış gazın neredeyse yüzde seksen yedisi direkt Asya limanlarına boşaltılıyor ve Çin'in toplam LNG ithalatında Katar’ın payı yüzde otuz üçü devirmiş vaziyetteyken, diplomatik masadan çıkan uzlaşı tüm bu tedarik hatlarına muazzam bir can suyu oldu. İran'ın o devasa Güney Pars sahasında bir zamanlar kriz korkusuyla aksayan üretim, şimdi tam kapasiteyle ve uluslararası ortaklıklarla geleceğe hazırlanıyor. Harg Adası'ndaki ana ihracat terminali, ambargoların kalkması ve suların durulmasıyla birlikte artık askeri gemilerin gölgesinde değil, küresel ticaretin en işlek, en huzurlu tanker trafiğiyle dolup taşıyor. Uydu görüntülerinde bir zamanlar boş kalan o limanlar, şimdilerde küresel pazara entegre olan serbest ticaretin en somut kanıtı. Yıllardır Rus gazından kaçıp kurtulmak için çırpınan ve kurtarıcı olarak LNG’ye sarılan Avrupa spot piyasası da Hollanda merkezli Title Transfer Facility adlı doğal gaz ticaret merkezi fiyatlarındaki spekülatif köpüğün eriyişini büyük bir rahatlamayla izliyor.
Tarih aslında bize kriz filmlerini defalarca izletti ama diplomasi masasının gücünü ne hikmetse hep göz ardı ettik. Seksenlerdeki o kanlı İran-Irak Savaşı esnasında yaşanan ve literatüre "Tanker Savaşları" olarak geçen o karanlık dönemi, ya da seksen sekizdeki o feci USS Vincennes hadisesini hatırlayınca, bugünkü barışın değeri çok daha net anlaşılıyor. Bu hadise de kısaca hatırlarsak; ABD Donanması’na ait USS Vincennes adlı güdümlü füze kruvazörü, İran Air’e ait 655 sefer sayılı, Tahran-Dubai uçağını (Airbus A300) Hürmüz Boğazı üzerindeyken füzeyle vurarak düşürmüş, Olayda uçakta bulunan 66'sı çocuk, toplam 290 sivilin tamamı hayatını kaybetmişti.
2012 yılında İran’ın Batı yaptırımlarına karşı boğazı tamamen bloke etme tehdidiyle gerilen o eski dünya, artık yerini karşılıklı ekonomik bağımlılıklara ve ortak güvenlik mekanizmalarına bırakıyor. Bu yeni barış iklimi sayesinde, Türkiye dahil birçok ülkenin kendi bayraklı gemileri için bölgede uzun süredir en üst basamakta tuttuğu acil durum güvenlik protokolleri yerini normal seyrine bırakmaya başladı. Gemilerin projektörlerle savaş tedbiri alması ya da GPS sabote etmelerine karşı tetikte beklemesi zorunluluğu, yerini sivil denizciliğin huzurlu ve güvenli rutinlerine devrediyor.
Lafı uzatmayalım, Hürmüz Boğazı, küresel güçlerin ve bölgesel aktörlerin egolarını tatmin ettiği bir satranç tahtası olmaktan çıkıp, barışın ve istikrarın teminatı olan ortak bir ekosisteme dönüşüyor. Suudi Arabistan ve BAE'nin boğazı baypas etmek için geliştirdiği alternatif boru hatları artık bir kriz kaçamağı değil, bölgesel lojistiğin destekleyici unsurları olarak görülüyor; Türkiye’nin o çok önemsediği Kalkınma Yolu projesi ya da Hazar geçişli Orta Koridor gibi vizyoner hamleler ise bu yeni barışçıl ticaret mimarisine entegre olan stratejik birer otoyol olarak parlıyor. Eğer uluslararası toplum, Çin'den ABD'ye, Tahran'dan Ankara'ya kadar tüm aktörler, bu diplomatik ortak aklı ve imzalanan barışın kalıcılığunu korumak için elini taşın altına koymaya devam ederse; üzerinde kavga edilen o küresel refah pastası, yakın bir gelekte enerji savaşlarının enkazı olmak yerine, tüm insanlığın adilce bölüşeceği bir ortak geleceğe dönüşecek.