KÜRESEL GÖÇ YÖNETİMİ - Hatay Söz Gazetesi

KÜRESEL GÖÇ YÖNETİMİ

  • Yazar :ERDAL KESİN
  • Eklenme Tarihi :04.06.2026 07:02

Dünya bugün, Orta Doğu’nun bitmek bilmeyen vekalet savaşlarından Latin Amerika’nın uyuşturucu kartelleri kıskacındaki sokaklarına, Afrika’nın kuraklıkla kavrulan topraklarından Avrupa kapılarına uzanan devasa bir insan seline tanıklık ediyor. Siyasi istikrarsızlık ve iklim krizi, göçü artık bir tercih değil, bir hayatta kalma refleksi haline getirdi. Ancak bu trajedinin karşısında duran küresel aktörler, çözümü insani yardımdan ziyade mali yardımları birer "gümrük ödemesine" dönüştürmekte buldu. Batılı devletlerin mali desteği artık bir kalkınma aracı değil; sınırları koruyan bir kalkan, mülteciyi uzakta tutan bir barikat haline gelmiş durumda.

Mali yardımların göç kontrolü için bir pazarlık unsuru olarak kullanılması, modern diplomasinin en gri alanlarından biri. Avrupa Birliği’nin 2016’daki AB-Türkiye Mutabakatı ya da ABD’nin Orta Amerika ülkelerine sunduğu destek paketleri, aslında göçün köklerine değil, sadece "akış yönüne" müdahale ediyor. Valletta Eylem Planı gibi girişimler, yardımı sınır güvenliğine endeksleyerek mülteciyi bir "güvenlik tehdidi" parantezine alıyor. Oysa ki yardımların askeri ekipmanlara veya yüksek duvarlara harcanması, göçmenlerin dramını bitirmiyor; aksine onları daha karanlık rotalara, insan kaçakçılarının kucağına itiyor.

Hukuki pencereden baktığımızda, tablo daha da vahimleşiyor. 1951 Cenevre Sözleşmesi’nin o meşhur "geri göndermeme" (non-refoulement) ilkesi, mali yardımların gölgelediği sınır dışı operasyonlarıyla her gün sessizce deliniyor. Bireyin sığınma hakkı, devletlerin bütçe disiplini ve sınır takıntısı arasında eziliyor. 1966 tarihli Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi (ICESCR), her insanın onurlu bir yaşam standardına sahip olma hakkını emrederken, mali yardımların sadece "uzakta tutma" maliyeti olarak kurgulanması bu hukuki mirasa açık bir ihanettir. UNHCR ve bağımsız izleme organları bas bas bağırıyor: Yardımı güvenliğe değil, insana yapın!

Aslında mesele sadece etik değil, aynı zamanda pragmatik. Dünya Bankası’nın verileri bize şunu söylüyor: Yardımlar doğrudan eğitime, sağlığa ve yerel geçim kaynaklarına kanalize edildiğinde, zorla yerinden edilme oranları %30 gibi ciddi bir düşüş sergiliyor. Yani insanlara yaşadıkları topraklarda "yaşama şansı" verirseniz, o tehlikeli deniz yolculuklarına çıkmazlar. Yardımları askeri önlemlerden çekip sosyal kalkınmaya aktarmak, göçü engellemenin değil, göçü doğuran "çaresizliği" yok etmenin tek yoludur.

Politika yapıcılar için reçete aslında masada duruyor. Uluslararası toplumun mali yardımların en az yarısını doğrudan insani projelere ayırması şart. Yardım mekanizmaları, şeffaf olmayan bürokratik koridorlardan kurtarılmalı ve insan hakları odaklı bağımsız denetçilere açılmalıdır. Göç, yönetilmesi gereken bir kriz değil; adalet, hak ve vicdan temelinde koordine edilmesi gereken bir insanlık olgusudur.

Sonuç olarak; mali yardımları birer "sınır bekçisi ücreti" olarak görmek, sadece krizin ömrünü uzatır. Duvarları daha yükseğe örmek için harcanan her kuruş, aslında insan onurundan çalınmış bir yatırımdır. Eğer küresel barış ve vicdanın bir parça değeri varsa; mali yardımlar sınırları kapatmak için değil, hayatları açmak için kullanılmalıdır. Göçü sadece engellemeye odaklanan politikalar, eninde sonunda kendi yarattıkları o büyük insani enkazın altında kalmaya mahkumdur.

 

Kaynakça:

-Birleşmiş Milletler. (1951). Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi.

-Dünya Bankası. (2023). Göç, Kalkınma ve Sosyal Dayanıklılık Raporu.

-Avrupa Konseyi. (2016). AB-Türkiye Göç Mutabakatı Metni ve Uygulama Raporları.

-ICESCR. (1966). Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi.

-UNHCR. (2024). Küresel Zorla Yerinden Edilme Eğilimleri Analizi.

-Betts, A. & Collier, P. (2017). Refuge: Transforming a Broken Refugee System. Oxford University Press.

-Çağaptay, S. (2020). The New Sultan and the Migration Crisis. I.B. Tauris.