SOSYAL MEDYA TUTKUSU - Hatay Söz Gazetesi

SOSYAL MEDYA TUTKUSU

  • Yazar :ERDAL KESİN
  • Eklenme Tarihi :01.06.2026 03:21

Ekranlar hayatımıza sessizce girdi… sonra yerleşti… şimdi de çoğu zaman yönetmeye başladı. Gün içinde kaç kez telefona baktığını hatırlamayan insanlar var. Daha doğrusu hatırlayamıyor, çünkü bakmak artık bir tercih değil, refleks.

Bunun adı çoğu zaman “alışkanlık” diye geçiyor ama mesele biraz daha derin. Dopamin dediğimiz o küçük kimyasal, her bildirimde, her beğenide devreye giriyor. Beyin bunu ödül olarak kodluyor. Ve ödül sistemi bir kez çalışmaya başlayınca, insan aynı hissi tekrar tekrar arıyor. İşte o sonsuz kaydırma… aslında bir arayış. Ama garip bir arayış. Doyurmayan bir arayış.

Sosyal medya bağımlılığı bu yüzden klasik bağımlılıklardan çok da farklı işlemiyor. Süre uzadıkça tatmin azalıyor, ama bırakmak zorlaşıyor. Bu süreçte Anksiyete artıyor, uyku bozuluyor, dikkat parçalanıyor. En çarpıcısı ise şu: İnsan kalabalıkların içindeyken bile yalnız hissedebiliyor.

Bilim bunu destekliyor. American Psychological Association ve Dünya Sağlık Örgütü raporları, yoğun sosyal medya kullanımının özellikle gençlerde kaygı, depresyon ve uyku problemleriyle ilişkili olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Ama mesele sadece zararları bilmek değil.
Çünkü herkes biliyor. Yine de devam ediyor. Demek ki sorun bilgi eksikliği değil, kontrol meselesi.

Burada küçük ama etkili kırılma noktaları var. Bildirimleri kapatmak mesela… basit bir ayar gibi durur ama aslında zihnin sürekli bölünmesini engeller. Telefonu gri tonlamaya almak… görsel cazibeyi azaltır, uygulamaların “çekme gücünü” düşürür. Yatak odasını ekransız alan ilan etmek… uyku kalitesini fark edilir şekilde değiştirir.

Ama asıl mesele teknik değil, zihinsel. Şu soruyu sormak gerekiyor: Ben bunu neden açtım?

Cevap çoğu zaman net değil. Can sıkıntısı… kaçış… alışkanlık…

Ve işte tam burada bir boşluk ortaya çıkıyor. O boşluk doldurulmadıkça, ekran hep geri çağırır.

Bu yüzden çözüm sadece “azaltmak” değil; yerine bir şey koymak. Gerçek bir şey. Dokunulan, hissedilen, sürdürülebilen… Spor, yürüyüş, bir sohbet, bir uğraş. Bunlar dijital dünyanın sunduğu hızlı hazlar kadar parlak değil belki, ama daha derin. Daha kalıcı.

Bir de içerik meselesi var. Her şey izlenmek zorunda değil. Herkes takip edilmek zorunda değil. FoMO dediğimiz o “kaçırma korkusu”, aslında çoğu zaman yanılsama. Çünkü insan her şeyi takip ettiğinde hiçbir şeyi gerçekten yaşamıyor. Belki de en kritik dönüşüm burada başlıyor: Seçmek.

Ne izleyeceğini, neye maruz kalacağını, neyi hayatında tutacağını seçmek.

Bu bir temizlik aslında. Dijital bir temizlik. Ve sonunda mesele yine aynı yere geliyor:

Teknoloji sorun değil. Kontrolsüzlük sorun. Telefon zararlı değil. Onu bırakamamak zararlı.

Ve belki de en rahatsız edici gerçek şu: İnsan saatlerini çalan şey çoğu zaman bir başkası değil
kendi parmağıdır. Ekranı kaydıran o küçük hareket…

Zamanı da oradan kaydırır. Fark edilmeden. Sessizce. Geri gelmeden.

 

Kaynakça

-American Psychological Association, Social Media and Mental Health Reports.

-Dünya Sağlık Örgütü, Digital Health and Well-being Reports.

-Alter, A. (2017). Irresistible: The Rise of Addictive Technology.

-Twenge, J. (2019). iGen: Why Today’s Super-Connected Kids Are Growing Up Less Rebellious.