TEK KULLANIMLIK PLASTİKLERİN SESSİZ KRİZİ - Hatay Söz Gazetesi

TEK KULLANIMLIK PLASTİKLERİN SESSİZ KRİZİ

  • Yazar :ERDAL KESİN
  • Eklenme Tarihi :19.06.2026 06:21

Bir plastik pipetin ömrü bazen yalnızca birkaç dakika sürüyor. Ama doğada bıraktığı iz yüzlerce yıl kalabiliyor. İşte tam da bu yüzden tek kullanımlık plastikler artık yalnızca çevrecilerin gündemi değil; ekonomiden dış ticarete, sanayiden diplomasiye kadar uzanan geniş bir tartışmanın merkezinde yer alıyor.

Türkiye’de hazırlanan Tek Kullanımlık Plastiklerin azaltılmasına yönelik yönetmelik taslağı da bu açıdan sıradan bir mevzuat değişikliği değil. Daha büyük bir dönüşümün işareti. Hatta birçok uzman için bu düzenleme, Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat sürecine uyum konusunda Türkiye’nin vereceği en kritik sınavlardan biri olarak görülüyor.

Çünkü mesele artık sadece çöp toplamak değil.

Nasıl ürettiğimiz, nasıl tükettiğimiz ve kullandığımız ürünlerin doğaya gerçek maliyetini kimin üstlendiği tartışılıyor.

Taslağın dikkat çeken yönlerinden biri, AB’nin 2019/904 sayılı Tek Kullanımlık Plastik Direktifi ile büyük ölçüde uyumlu hazırlanmış olması. Özellikle deniz kirliliğinin önemli bir kısmını oluşturan plastik ürünlerin hedef alınması tesadüf değil. Plastik pipetler, çatal-bıçaklar, kulak çubukları, içecek karıştırıcıları, genişletilmiş polistiren (EPS) gıda kapları… Liste uzuyor.

Ve açık konuşmak gerekirse, bu ürünlerin önemli bir kısmı günlük hayatta “vazgeçilmez” değil; daha çok alışkanlık ürünü. Sorun tam da burada başlıyor.

Modern tüketim kültürü bize hız kazandırdı ama kalıcılığı doğaya bıraktı. Bir kahveyi beş dakikada içiyoruz. O bardağın kapağı ise bazen bir deniz kaplumbağasının yaşam döngüsünden daha uzun süre doğada kalabiliyor.

Taslağın en güçlü taraflarından biri ise Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu yaklaşımını daha sert biçimde devreye sokması. Yani ürün piyasaya sürülüyorsa, onun atık maliyeti de üreticinin sorumluluğunda olacak. Bu, uzun süredir tartışılan “kirleten öder” ilkesinin daha somut bir uygulaması anlamına geliyor.

Fakat teoride doğru görünen her şey, pratikte aynı sonucu vermiyor.

Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler açısından ciddi soru işaretleri var. Çünkü plastikten kâğıda, bambuya ya da biyobozunur hammaddelere geçiş yalnızca bir “niyet değişimi” değil; doğrudan maliyet meselesi. Bazı sektör analizleri, alternatif ürün maliyetlerinin kısa vadede yüzde 30 ila yüzde 100 arasında artabileceğini gösteriyor.

Bu da özellikle düşük sermayeyle çalışan üreticiler için ciddi bir baskı anlamına geliyor.

Bir başka problem ise altyapı.

Türkiye uzun yıllardır geri dönüşüm konusunda niceliksel büyüme yaşasa da nitelik tarafında hâlâ sorunlar taşıyor. Kâğıt bazlı gibi görünen bazı ürünlerin içinde ince plastik kaplamalar bulunuyor. Yani tüketici dışarıdan “çevreci” görünen bir ürün kullanırken, aslında geri dönüştürülemeyen başka bir atık ortaya çıkabiliyor.

Biyobozunur denilen her ürün de gerçekten doğada çözünmüyor. Bazıları yalnızca endüstriyel kompost tesislerinde parçalanabiliyor. O tesis yoksa ürün yine yıllarca atık olarak kalabiliyor. Bu nedenle uzmanlar, yalnızca yasak listelerinin değil, alternatif ürün standartlarının da net biçimde tanımlanması gerektiğini vurguluyor.

Aksi hâlde plastik gider, “sahte çevreci” başka bir malzeme gelir.

Sorun şekil değiştirir ama çözülmez.

Taslak metinde dikkat çeken eksiklerden biri de sanayinin dönüşümüne yönelik teşvik mekanizmalarının henüz yeterince net olmaması. Plastik enjeksiyon hatlarının dönüştürülmesi, yeni hammaddelere uygun üretim altyapısı kurulması ve sertifikasyon süreçleri ciddi yatırım gerektiriyor.

Büyük şirketler dönüşüm maliyetini daha kolay karşılayabilirken, küçük üreticiler aynı esnekliğe sahip değil. Bu yüzden birçok çevre uzmanı, yasakların tek başına yeterli olmayacağını; vergi teşvikleri, düşük faizli dönüşüm kredileri ve teknik destek programlarının eş zamanlı yürütülmesi gerektiğini savunuyor. Ama meselenin yalnızca sanayi tarafına bakmak eksik olur.

Çünkü tüketici davranışı değişmeden hiçbir çevre politikası tam anlamıyla başarıya ulaşamıyor.

Market poşeti ücretlendirmesi ilk çıktığında büyük tartışmalar yaşanmıştı. Bugün bez çanta kullanımı oldukça yaygın. Demek ki alışkanlık değişebiliyor. Yeter ki süreç doğru yönetilsin.

Ve belki de en önemli mesele şu: Tek kullanımlık plastik tartışması aslında yalnızca plastikle ilgili değil; insanlığın tüketim refleksiyle ilgili.

Kolay olanı seçiyoruz. Hızlı olanı. Pratik olanı. Ama doğa bizim kadar hızlı unutmuyor.

Bugün denizlerdeki mikroplastikler yalnızca çevre sorunu değil; artık insan sağlığı meselesi hâline de gelmiş durumda. Araştırmalar mikroplastiklerin balıklardan içme suyuna, hatta insan kanı ve plasentasına kadar ulaştığını gösteriyor.

Yani attığımız plastik, bir gün dolaylı biçimde tekrar bize dönüyor.

Belki de meselenin en sert tarafı burada gizli.

İnsanlık ürettiği atığı artık “dışarıya” atamıyor. Çünkü dışarısı diye bir yer kalmadı.

Bu yüzden Türkiye’de hazırlanan tek kullanımlık plastik düzenlemesi yalnızca bir yasaklar listesi olarak görülmemeli. Eğer doğru uygulanırsa, Türkiye’nin döngüsel ekonomi modeline geçişinde önemli bir kırılma noktası olabilir.

Ama yanlış yönetilirse, sadece maliyeti artmış yeni ambalajlardan ibaret kalır.

Ve doğa, şekli değişen atıklarla kirlenmeye devam eder.

 

Kaynakça:

-Avrupa Birliği-2019/904 Sayılı Tek Kullanımlık Plastik Direktifi

-Birleşmiş Milletler Çevre Programı

-Avrupa Çevre Ajansı

-T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı

-Döngüsel Ekonomi

-Mikroplastik