İNSAN DÜNYADAN ELİNİ DEĞİL, GÖNLÜNÜ ÇEKMELİ - Hatay Söz Gazetesi

İNSAN DÜNYADAN ELİNİ DEĞİL, GÖNLÜNÜ ÇEKMELİ

  • Yazar :HİDAYET ŞİŞKİN
  • Eklenme Tarihi :11.03.2026 12:48

İnsan bu dünyaya boşuna gelmedi; Her nefes bir emanet, her gün bir imtihandır. Kimi zaman bir ekmek kavgası içinde, kimi zaman bir sevdanın gölgesinde yürür insan. 

Çalışır, yorulur, kazanır, kaybeder. Hayatın içinde yoğrulur. Fakat bütün bu koşuşturmanın ortasında unutulmaması gereken bir hakikat vardır: Dünya, kalınacak bir yurt değil; geçilecek bir menzil ekilecek bir tarladır.

Bu yüzden mesele dünyadan el çekmek değildir. İnsan dünyadan elini çekerse hayatın sorumluluğundan kaçar. Oysa insanın görevi; çalışmak, üretmek, iyilik yapmak ve geride güzel izler bırakmaktır. Asıl mesele, dünyanın gönle yerleşmesine izin vermemektir. El dünyada olabilir; fakat gönül dünyanın esiri olmamalıdır.

Büyük mutasavvıf Mevlânâ, insanın dünya ile kurduğu ilişkiyi çok sade bir benzetmeyle anlatır:

“Gemi suyun üstünde olursa gider, ama su geminin içine girerse onu batırır.”

Dünya da böyledir. İnsan dünyanın içinde yaşar; fakat dünya kalbin içine dolduğunda insanın ruhu ağırlaşır. Hırs, kıyas ve kaybetme korkusu kalbi daraltır.

Yunus Emre ise bu gerçeği asırlar öncesinden gönüllere dokunan bir dille dile getirir:

“Mal sahibi, mülk sahibi; hani bunun ilk sahibi?

Mal da yalan, mülk de yalan; var biraz da sen oyalan.”

Bu sözler dünyayı terk etmeyi değil, onun geçiciliğini hatırlamayı öğütler. Çünkü insan sahip olduklarının gerçek sahibi değildir; hepsi birer emanettir.

Esasında Dünya bir imtihan sahnesidir; kazananlar dünyaya sahip olanlar değil, dünyaya sahip olduğu hâlde ona esir olmayanlardır.

İşte bilgelik tam burada başlar. Akıllı insan dünyanın içinde yaşar ama dünyaya ait olmaz. Çalışır ama hırsa kapılmaz. Sahip olur ama sahip olduklarının kalbine hükmetmesine izin vermez. İnsan bilir ki bir gün dünyadan ebedi aleme göçerek,  yaptıklarından ve yapmadıklarından hesaba çekilecektir. 

Gönlünü dünyaya bağlayan insan, kaybettikçe kırılır; kazandıkça doymaz. Oysa gönlünü hakikate bağlayan insanın içinde başka bir denge oluşur. Kazandığında şükreder, kaybettiğinde sabreder. Çünkü bilir ki dünya bir misafirhanedir, asıl yurt değildir.

Bununla beraber  insan dünyadan elini çekmemelidir. Çalışmalı, üretmeli, iyilik yapmalı, iz bırakmalıdır. Fakat gönlünü çekmeyi bilmelidir. Çünkü kalp dünyaya bağlandığında ağırlaşır; Yaradana bağlandığında özgürleşir.

Belki de insanın gerçek olgunluğu şudur:

Dünyanın içinde yaşayıp dünyaya esir olmadan yaşayabilmek ve bir gün baki aleme geçerek hesap vereceğini bilmektir.