Kara Kıtlık

  • Yazar :Mahmut ÖZKOCA
  • Eklenme Tarihi :05.05.2022 10:33

Kara Kıtlık, Mehmet Nuri Öncüler ’in 7. Romanı olarak karşımıza çıktı. Romanın yazılma aşamasında bana az da olsa minik bilgiler vermiş ve beni heyecanla beklemeye mahkûm etmişti.

 

Neyse ki mahkûmiyetim uzun sürmedi ve üç gün önce roman elime geçti. Akşamdan sonra sakin bir ortam oluşturdum ve ilk sayfadan itibaren kitabın içerisine girip bir güzel milattan öncelere oradan 1840’lı yıllara sonra günümüze sonra Abdülmecit döneminde İngiltere ve İrlanda’ya soluksuz geziler yaptım. Romanın tarih özelliği olması beni hep çekmiştir zaten.

Nuri Öncüler ’in daha önceki romanı İncir Ağacı de farklıydı. Öncüler kitaplarında, bir okuyucu oluyor bir yazar. Karakterleri bazen tarihin derinliklerinden geliyor bazen komşunuzdan biri, sokakta her hangi biri veya kendi kendini arıyor.

Çarpıcı içeriğiyle, heyecanla bekliyorsunuz “ne olacak,” diye ve sonra bir sakinlik çöküyor içinize. Sonra birden bire hem kaliteli Türkçe ile bir roman bitirmiş oluyorsunuz hem de daha önce ilgi alanınız bile olmayan bir konu hakkında bilgiler edindiğinizi görüyorsunuz.

Bu tarz ne hoş bir tarz!

Kutluyorum sevgili dostum. Yine beni şaşırtmadın. Yine heyecanla ve iştahla okudum Kara Kıtlık’ı ve yine tarihin içerisinde unutulmuş bilgileri hatırlattın. İrlanda halkının Türklere –Abdülmecit’e olan şükran duygularını hatırlattın.

Romandan bir bölüm:

“Ben bu konuyu enine boyuna düşünüp çıkar bir yol bulmaya çalışacağım. Gelişmeler ve bilinmezlikler yaşanırsa sizi tekrar çağırır bu konu hakkında konuşuruz. Hadi şu ağrıyan dişimi bir gözden geçirelim.

-Emredersiniz Majesteleri.

Abdülmecit'in dişlerini kontrol ederken Padişah, "Ne den diş doktorluğunu seçtiniz?" diye sordu.

- Majesteleri, bir ara M.Ö. 2600'lü yıllarda Mısır'da yaşamış firavunlar dönemi çok ilgimi çekmişti. Mısır'da firavunlar ve Mezopotamyalılar, tip alanında ileriydiler ama Mısırlılar bir adım daha ileride idiler. Şöyle ki; Mezopotamyalılar solunum sisteminin merkezinin karaciğer olduğu nu düşünürlerken Mısırlılar bunun karaciğer değil, kalp olduğunu biliyorlardı. Üç dalda uzmanlaşmışlardı. Bunlar, iç hastalıkları, göz hastalıkları ve diş hastalıkları idi. Ayrıca ameliyat yapan cerrahları bile vardı. Size çok enteresan bir şey söylememe müsaade edin. Firavunlardan biri, genç yaşta diş iltihabı yüzünden ölmüş. Mısırlılar her ne kadar çürük dişlerin dolgusunu yapabiliyorlardı ise de bu iltihabı görecek kadar ileri gitmemişlerdi.

- Bir dakika... Mısırlılar dolgu yapıyor dediniz. O zamanlar dolgu malzemesini nereden biliyorlardı peki?

-Majesteleri, Mısırlılar diş çürüklerinin yol açtığı rahatsızlığın dolgusunda, çam ağacının reçinesini kullanıyorlardı ve bunun çok iyi netice verdiğini biliyorlardı.”

Ve kitabın tanıtım yazısıyla çok ayrıntı vermeden sizi Kara Kıtlık’ı mutlaka okumaya davet ederek yazımı noktalayayım.

“Üçüncü bir dünyanın varlığına inanmak, zamanı gelene kadar yaşadığımız dünyanın garip bir yer olduğunu kabullenmekten başka çıkışımız yok.

Eğer kötülük diye bir şey varsa, bazılarımız atalarımızın izin den geçmişe giderek onu işlemeye devam eder; bazılarımız da hiç farkında olmaksızın çocuklarımızı hiçe sayarak geleceğe doğru kötülük işler. Belki bilerek belki bilmeyerek...

İşte İngiltere’nin kendine bağlı İrlanda halkına yaptığı kötülük, bugün hala konuşuluyorsa ve yapılan kötülüğe karşı Osmanlı Sultanı Abdülmecit'in yaptığı iyilik, İngiltere'nin kötülüklerinin üstünü örtemeyecek kadar büyükse insan olmanın erdemini yaşıyoruz demektir.

1847 yılında İrlanda'da başlayan kıtlığın 7 yıl sürmesi, bir milyondan fazla insanın ölmesi, kalanların yaşadıkları topraklardan göç etmesi, Katolik-Protestan ayrımları nedeniyle Hristiyan âleminin yardım elini uzatmaması, adaletin acınası yüzünden başka bir şey değildir.

Drogheda Belediyesi'nin duvarında şunlar yazılıdır:

"İrlanda halkı, zor günlerinde onları ölüme terk etmeyip yanlarında olduğu için Abdülmecit'i hep hatırlayacaklardır."