BENGÜ TAŞLARDA 'KÖK-TÜRK ADLANDIRMASI'

  • Yazar :Mehmet BİLGEHAN
  • Eklenme Tarihi :26.07.2022 09:47

Kök-Türk Kağanlığı, Asya Türk devletlerinin; Sakalar, Hunlar, Tabgaçlar ve Avarlardan sonra Batı terimleriyle ifade edersek, imparatorluk düzeyinde gelişen II. Türk Kağanlığı; ”Türk adı” ve “Türk yazısı” bakımından önemlidir.

 

Göktürkler (>Kök-Türk)’in iki kardeş kağanları; Bumın Kağan, İstemi Kağan Avarları yenerek (552-745 arası) başkenti “Ötüken” olmak üzere büyük bir devlet kurarlar; ancak bir dönem sonra bunların kurduğu I.  Türk Kağanlığı istiklalini kaybeder ve uzun bir süreyi kapsayan bir fetret dönemine girer. Bu dönemden sonra bize intikal eden “Türk adı ve Türk yazısı” ile bengü taşlara oyulan, hakkedilen âbidevi taşlar II. Türk Kağanlığından kalmadır.

Şimdi, burada dikkatinizi bir adlandırma üzerine çekmek istiyorum:

Israrla “Göktürk” kavramı ile değil, doğudan “Türk” adıyla “Türk Kağanlığı” diyoruz.

Şimdi, konuyu bilenler hemen “Neden?” diye soracaklar.

Evet, bunun nedeni “Kök-Türk” adlandırmasının âbidelerde sadece bir yerde geçmesi ve her dilde olduğu gibi bir isim başka bir isim tarafından ilgi eki almadan nitelenmişse o isim sıfat ve kurulan sözcük öbeği de sıfat tamlaması olur. Durumun bir istisnası Teşbih-i beliğdir. Bu benzetmede diğer unsurlar ortadan kalkar ve doğrudan benzeyen ve kendisine benzetilen kullanılır. “Kömür göz” gibi,  isim tamlamalarında da hem tamlayan hem de tamlanan eki düşebilir bu durumda örneğin “Kars Kapı (>Kars Kapısı)”, “Adana kebap (>Adana kebabı” gibi… Demek ki burada ya doğrudan bir niteleme ya da “Yücelikte Kök gibi Türk” gibi bir tam benzetme (Teşbih-i Mufassal) düşünmemiz gerekir ve zamanla diğer ögeler düşerek güzel, uz teşbih (teşbih-i beliğ) düşünmemiz gerekir.

Ancak,  Âbidelerin çözücüsü büyük filolog, bizce de büyük Türkolog, Vilh. Thomsen;  “ Kök-Türk adı, ‘Gök'e mensup, semavî, ilâhî Türk’ ” manasına gelen bir ifadedir. Ayrıca Vilh. Thomsen'e göre bu niteleme ya da tanımlama; kağanlığın parlak bir devresini işaret etmek için âbidelerde bir yerde kullanılmıştır. Bu da gösterir ki: “Kök” bir niteleme sıfatıdır: Yani, “Kök” kelimesi yardımcı unsur, sıfattır: “Türk” adı da asıl unsur, isimdir.  Bu arada;  “kök” kelimesi “gök, mavi, yüce” anlamlarına gelir.”

Bu nedenle, Batılıların “Kök-Türk” şeklindeki adlandırmaları yanlış anlamadır ve doğru bir adlandırma değildir. Âbidelerin sahipleri de kendilerine doğrudan “Törük/Türük, ya da Türk” adını vermektedir.

Dolayısıyla “Kök-Türk Kağanlığı” değil,  “Türk Kağanlığı” daha doğru bir adlandırmadır;  zaten, onlar da kendilerini Türk Kağanlığı olarak adlandırmaktadırlar.

Türk asıllı Türkologlar da, özellikle âbideleri araştırma konusunu kendisine millî bir vazife bilen değerli hocamız Ahmet Bican Ercilasun da, aynı görüştedirler. Çinlilerin tarihi belgelerinde daha MS 92. yıllarında "Türk" adını verdiği Hun kavminden de “Aşin, Asena, Asen veya Açina boyu” olarak bahseder. Çinlilerin bahsettiği bu boy aslında Türk soyu’nun kadim kurucu boyunun adıdır. Yani, “Türk Kağanlığı” da bu boya mensup bir kağanlıktır.

I. Türk kağanlığı ve II. Türk Kağanlığının büyüklüğünün anlaşılması bakımından söylersek: Batıdan Bizans, güneyden İran ve hatta Hindistan, doğudan Çin ile sınırları olan büyük bir kağanlıktı.

“Kağanlık” kavramına gelince: Türklerde devletin genel adlandırması için “Kağanlık” terimi kullanılmıştır “Kağanlık terimi de, hem askeri hem de siyasi bir terimdir. Bu terim başka ki “k” seslerinin Orta Türkçe’de “h” sesine orta hecedeki “ğ” sesinin “k” sesine dönüşmesi ile günümüzde “hakanlık” şekline dönüşmüştür. Evet, “Türk Kağanlığı” tarihte ilk defa "Türk" adını “resmi devlet” adı olarak kullanmış ve kabul etmiş önemli bir Kağanlıktır.

Türk Kağanlığının, bünyesinde bir araya getirdiği Türk boy ve kabilelerine "Türk" adını vermesi ve bu adı âbidelere yazması çok önemli bir hadisedir.  II. Türk Kağanlığının” Türk dilini ve Türk adını” Orhun Âbidelerine kendi değimleriyle bengü (ebedî) taşlara mühürlemesi bizim için bir miladi başlangıçtır.  Elbette, Türk Kağanlığının kendilerini tarihte ilk defa "Türk" adıyla tanımlamalarının bilinmesi de ayrıca önemli bir açıklamadır. Türk adını "Orhun Âbideleri" dediğimiz bengü (ebedî) taşlat üzerine asırlarca silinmeyecek şekilde kazıyarak, çağlar öncesinden günümüze aktarılacak biçimde muhafaza eden II. Türk Kağanı’na millet olarak çok şey borçluyuz.

Tekrar ifade etmek gerekirse: Göktürkler, (<Kök-Türk) adını verdiğimiz kadim Türkler, Orhun Âbidelerde kendilerine umumiyetle doğrudan "Türk" veya "Törük/Türük"diyordu.

Âbidelerde kendileri için bir defa “Kök-Türk” kelime terkibini kullanmışlar. Bu da “Köl Tigin” Abidesinin Doğu Yüzünün üçüncü satırıdır: KT D 3  kök : türk : anča : olurur ärmis'.

Burada önemli bir tespit yapmak zorundayız: Orhun Âbidelerinin yazıldığı dönemde Türk adı, bütün Türkçe konuşan boylara değil, Birinci ve İkinci Türk kağanlıklarında baskın rol oynayan devlet kurucu, siyasi teşekkül meydana getiren aslî unsur ve boy için kullanılmıştır. Sonuç olarak, “Orhun Âbidelerini”,  “Kül  Tigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk âbidelerini” yazanlar kendilerine “Törük/Türük ve Türk” dediler.  Zaten, Çinliler “r” sesini çıkartamadıkları için; Çin kaynaklarında da “Türk” adınıÇinliler: ‘tu-kyu, tu-kyue, tukyuk, turkut’ şekilleriyle yazmış ve tarihe mühürlenmiştir.

Elbette günümüzde tarihi ve siyasi bir terim olarak “Kök-Türk” ve dolayısıyla “Göktürk” adlandırması bilim dünyasında kabul görmüştür; ancak, bu siyasi teşekkülün, devletin, kağanlığın adı “Türk” adıyla doğrudan ifade edilmektedir ve dolayısıyla bu kağanlığın adı, “Türk Kağanlığı”dır