Bazı şehirler vardır…
Yıkılsa da susmaz.
Acı yaşasa da tamamen vazgeçmez.
Antakya işte tam olarak böyle bir şehir.
Uzun bir aranın ardından, tam 3 yıl 3 ay sonra, bir dönem çocuk sesleriyle, kahkahalarla ve etkinliklerle yaşayan 15 Temmuz Milli İrade Parkı yeniden hayat buldu. Açık konuşmak gerekirse; o kalabalığı görmek, insanların yeniden aynı alanda buluştuğuna şahit olmak hepimize iyi geldi.
Çünkü mesele sadece bir festival değildi.
Antakya Gastro Bahar Festivali, bu şehrin yeniden ayağa kalkabileceğini gösteren güçlü bir tabloya dönüştü. Bir anlamda moral oldu, umut oldu, “Antakya hâlâ burada” dedirten büyük bir buluşma oldu.
Daha günler öncesinden hazırlıkların titizlikle yapıldığı belliydi. Antakya Belediyesi ve organizasyon ekibi ciddi bir emek ortaya koymuştu. Stantlardan sahne düzenine, etkinliklerden katılımcı planlamasına kadar her detay düşünülmüştü. Ancak sanırım hiç kimse ortaya çıkacak ilgiyi tam anlamıyla tahmin edemedi.
Çünkü festival beklenenin çok üzerinde ilgi gördü.
Dört gün boyunca parkın her köşesi doluydu. İnsanlar sadece gezmek için değil; sohbet etmek, üreticilere destek olmak, yöresel lezzetleri tatmak, sanatçılarla tanışmak ve en önemlisi biraz olsun normalleşebilmek için oradaydı.
Festival alanını baştan sona dolaşan biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim:
Uzun zamandır Antakya’da böylesine canlı, böylesine enerjik bir atmosfer görmemiştim.
Yerel esnafın yüzü gülüyordu.
Sanatçılar ilgi görmekten mutluydu.
Vatandaşlar ise adeta eski günlerin özlemini gideriyordu.
Belki de en anlamlı görüntü festivalin son gününde ortaya çıktı. İnsanların “Bir hafta daha uzatılsın” talepleri aslında her şeyi anlatıyordu. Çünkü bir etkinliğin bitmesini istememek, insanların orada kendini iyi hissettiğinin en net göstergesidir.
Bugün Antakya’nın sadece binalara değil, morale ihtiyacı var.
Sadece yeniden yapılanmaya değil, yeniden bir araya gelmeye ihtiyacı var.
Kalabalıklara, üretime, sanata, müziğe, çocuk seslerine ihtiyacı var.
Antakya Gastro Bahar Festivali bize çok önemli bir şeyi yeniden hatırlattı:
Bu şehir hâlâ ayağa kalkabiliyor.
Hâlâ üretebiliyor.
Hâlâ insanları bir araya getirebiliyor.
Ve en önemlisi…
Antakya’nın ruhu hâlâ dimdik ayakta.