BEDELSİZ KONUT İSTİYORUZ!

  • Eklenme Tarihi :03.12.2023 | 16:19
  • Muhabir :Haber Merkezi

Hatay Akademik Meslek Odaları Koordinasyon Kurulu (HAMOK) Dönem Sözcüsü Yahya Hamurcu, hibe ve kredi değil, bedelsiz konut istediklerini söyledi.

BEDELSİZ KONUT İSTİYORUZ!

HAMOK Dönem Sözcüsü Yahya Hamurcu, basın açıklamasında, 6 ve 20 Şubat depremlerinin 11 ilde yarattığı acı ve yıkımın en fazla Hatay ilimizi etkilediğini vurguladı.

 

Hatay’ın özellikle Antakya, Defne, Samandağ, Kırıkhan ve İskenderun ilçelerinde yıkımın boyutlarının çok büyük olduğunu anlatan Yahya Hamurcu, şöyle devam etti:

“Antakya ve Defne ilçe merkezlerinde ise hasarlı binaların da yıkımıyla beraber yapı stokunun %85’i yok olmuş, birçok mahallemiz yaşanamaz duruma gelmiştir.

Kamuoyunda Kentsel Dönüşüm Kanunu olarak bilinen ‘Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’ ’da değişiklik yapılarak ‘Rezerv Yapı Alanı’ tanımı değiştirilmiş ve 9 Kasım 2023 tarihinde resmî gazetede yayınlanmıştır. Yapılan bu değişiklikle meskûn alanların da Rezerv Yapı Alanı olarak kullanımının önü açılmıştır. 14 Kasım 2023 tarihinde Kentsel Dönüşüm Başkanlığı’nın talebi ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın onayıyla Antakya ve Defne ilçelerinde birçok mahalleyi kapsayan geniş bir bölgenin ‘Rezerv Yapı Alanı’ olarak belirlenmesi bu değişikliğin ilk uygulaması olmuştur.

REZERV YAPI ALANI ONAYIYLA BİRÇOK KONUDA SORU OLUŞTU

Rezerv Yapı Alanı onayıyla beraber birçok konuda oluşan soru, belirsizlik ve kaygılar üzerine Hatay Akademik Meslek Odaları Koordinasyon Kurulu (HAMOK) olarak konuyu her boyutuyla değerlendirmek için yaptığımız toplantıda oluşturduğumuz görüşlerimizi kamuoyunun bilgisine sunuyoruz. Rezerv Yapı Alanı olarak belirlenen alanın büyük bir kısmı çok fazla hasar görmüş, can kaybının çok olduğu, neredeyse hiçbir yapının kalmadığı bir alan durumundadır. Bu alanda ve kentin geriye kalan alanlarında yaşayan herkes kentten uzak dağ eteğinde oluşturulan Afet Konutlarında değil, kent içinde, eski yerinde yeniden yaşamını kurmak istemektedir. Bu alanda çok büyük can kayıpları yaşanmış olduğundan mülkiyet hakları büyük bir oranda mirasçılara kalmış durumdadır. Olağan koşullarda bu kadar mirasçının bir araya gelerek kendi konutlarını kendilerinin yapması için uzlaşma koşullarını sağlamaları neredeyse imkânsız durumdadır. Deprem sonrası kentte yaşayan herkesin ekonomik kayıplarıyla beraber düzenli bir iş ve istihdam ortamı bulunmaması sebebiyle düzenli bir gelir elde edebileceği bir ortamın oluşması daha çok uzun zaman alacaktır. Yerinde dönüşümden kaynaklı devletin verdiği hibe ve kredi desteği insanların kendi konutunu yapabilmesi için yeterli değildir. Depremden itibaren on aydır yaşanan acı kayıplardan sonra bütün zor koşullara rağmen yaşamını sürdürmeye çalışan insanlar bir an önce evlerine geçmek istemektedir.

KENT BÜTÜNÜ ELE ALINARAK YAPILMALI

HAMOK olarak yukarıda ifade ettiğimiz mevcut koşullar çerçevesinde yaptığımız değerlendirme sonucunda: Rezerv Yapı Alanı olarak belirlenen alanın bilimsel kriterler ve kent ölçeğinde yaşadığımız yıkım gözetilerek yeniden düzenlenmesi ve sosyal devlet anlayışı ile merkezi yönetim eliyle yapılması gerektiği, Her ne kadar Rezerv Yapı Alanı içerisinde çok fazla hasar görmüş, can kaybının çok olduğu, neredeyse hiçbir yapının kalmadığı bir alan olarak gözükse de alanın çevresindeki birçok mahalle aynı nitelikte olmasına rağmen planlama ve projelendirme kapsamına alınmamış, deprem öncesindeki gibi parçacıl bir yaklaşımla belirlenmiştir. Bu kapsamda planlamanın kent bütünü ele alınarak bütüncül bir yaklaşımla yapılması gerektiği, Bu alanda yapılacak uygulamanın, yapılacak planlamaya göre kent bütününü kapsayacak şekilde genişlemesi gerektiği, Uygulama yapılacak bu alanda Bakanlık tarafından toplantılarda ifade edildiği gibi her konutu veya işyeri olanın aynı hakları alması gerektiği, bu alanda mevcut sosyal dokunun devamı için ilave nüfus getirecek yapı üretiminin olmaması gerektiği, Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un çok geniş yetki tanımlarından kaynaklı hepimizde oluşan kaygı ve tereddütlerin giderilebilmesi için toplantılarda ifade edilen yaklaşımların sözlü değil, yazılı olması.”